STOCKHOLM
09.Ocak.2018
  • IG_791x602_library.jpgStockholm Library
  • IG_791x602_centralstation.jpgCentral Station
  • IG_791x602_centralstation01.jpgCentral Station
  • IG_791x602_Arsta.jpgArsta
  • IG_791x602_fabrique.jpgFabrique Bakery
  • IG_791x602_fabrique3.jpgFoot steps @Fabrique Bakery
  • IG_791x602_gamlastan02.jpgGamlastan
  • IG_791x602_university.jpgUniversity Place
Sanayi 313 Architects bünyesinden İç Mimar Ömer Öztop, Stockholm seyahatinin detaylarını paylaştı. daha fazla oku
Sanayi 313 Architects bünyesinden İç Mimar Ömer Öztop, Stockholm seyahatinin detaylarını paylaştı. O şehri geride bırakırken, ben ise yazısını okurken “Passionfruit’u” dinliyordum.  

Mini İsveç tatil kararımın ardından, ailem ve arkadaşlarımın soğuk ve karanlık hava ile ilgili şakaları sonrası, kendimi 7 Aralık günü saat 14:30’da Stockholm sokaklarında buldum. 15:10’da kararan hava ile beraber hafif yağmur ve kulağımda sevdiğim müzik eşliğinde caddelerde turlamaya başladım.
Tasarım mağazaları, geniş ve görkemli caddeleri ve tatlı soğuğuyla İsveç, harika deneyim yaşayacağımın sinyallerini hemen veriyor. İlk gün şehri 25 km boyunca bir yürüme mesafesiyle keşfediyorum. İkinci gün ise metro ile her durağın adeta galeri gibi işlenmiş sanat eserleriyle başka bir masalsı dünyaya geçiyorum. 
Önce Arsta marina etrafındaki yürüyüş yolunda dolaşıyorum. Daha sonra metro duraklarından biri; şehrin harika kafe, tasarım mağaza ve restoranlarıyla dolu “hipster” bölgesi olan Fikabaren Södermalm’da ufak bir mola veriyorum. Harika kahveleri ve kardemummabulla ile kendimden geçiyorum. Akşam yemeği için şehrin en güzel hamburgercisi Flipping Burger’de sırada bekliyorum. Kahvaltımı Fabrique Bakery’de yapıp, şehrin mimari güzelliklerini keşfetmeye Stockholm Kütüphanesinde devam ediyorum. Nordik Klasisizm mimari tarzına sahip olan bina iç mekânı ile kullanıcıyı sahiplenip mekânı deneyimleme adına başka bir boyuta ulaştırıyor. Erken kararan havaya rağmen aynı şehri yazın beyaz gecelerde deneyimlemek adına kulağımda Drake’in “Yaeji-Passionfruit’u” ile bu harika şehre veda ediyorum.
NEV-İ ŞAHSINA MÜNHASIR OLMANIN GÜCÜ
01.Aralık.2017
  • IG_791x602.jpg
13-14 Aralık günleri Hilton İstanbul Bomonti’de gerçekleşecek Marka Konferansına bu yıl kreatif direktörümüz Enis Karavil konuşmacı olarak katılıyor. daha fazla oku
13-14 Aralık günleri Hilton İstanbul Bomonti’de gerçekleşecek Marka Konferansına bu yıl kreatif direktörümüz Enis Karavil konuşmacı olarak katılıyor. Vogue China Genel Yayın Yönetmeni Angelica Cheung, London Design Museum direktörü Deyan Sudjic, Soho House’un kurucusu ve yönetici Nick Jones gibi isimlerin de katıldığı konferansta yer alıyor olmak heyecan verici. İstanbul’un endüstriyel bölgelerinden biri Maslak Oto Sanayi’de yaratılan Sanayi 313 nev-i şahsına münhasırlığın bir örneği. Enis şu sıralar, bu noktaya nasıl geldiğimizi anlatmak üzere hazırlıklılar içerisinde… 

Daha fazla bilgi için: http://www.markaconference.com/
ÜÇ MAYMUN
20.Kasım.2017
  • IG_791x602.jpeg
Sanayi 313’ten içeri girdim, bir de ne göreyim. Heykeltıraş Mahmut Aydın’ın deyimiyle “Sistemin dayatmış olduğu ‘Görmedim. Duymadım. Bilmiyorum.’ modelinin” simgelenmiş hali Üç Maymun Heykeli tüm heybetiyle karşımda duruyor. daha fazla oku
Sanayi 313’ten içeri girdim, bir de ne göreyim. Heykeltıraş Mahmut Aydın’ın deyimiyle “Sistemin dayatmış olduğu ‘Görmedim. Duymadım. Bilmiyorum.’ modelinin” simgelenmiş hali Üç Maymun Heykeli tüm heybetiyle karşımda duruyor. Gözleri kapalı bir adam, kulakları duymayan bir kadın ve ağzı kapatılmış bir kadın daha… Sonra aklıma geliyor, Enis dükkânda daha yeni, eski ve minik bir üç maymun objesi getirmişti. Bu bir tesadüf değildi. Son dönemlerde karşıma çıkan tesadüflerin de tesadüf olmadığı gibi. Algım açılmıştı. 
Her gün kendimi dinlemeye zaman ayırıyorum. Gördüklerimi, duyduklarımı, bilinçaltımı sıkı bir şekilde takip ediyorum. Bu da karşıma güzellikler çıkarıyor. 
1989 Diyarbakır doğumlu Mahmut Aydın’ın heykelleri kendimi dinlemenin bana getirdiği pozitif dönüşü fark etmemi sağladı. Sanatçı heykellerinde insanın gelişimi ve iradesi üzerine etki eden çevresel ve toplumsal, doğal ve yapay koşullar ile zaman içerisinde yaşadığı evrimi gösteriyor. Ben de kendi evrimimi fark ettim sayesinde.
LONDRA’DA RUTİN
30.Ekim.2017
  • IG_791x602_IMG_6113.jpg
  • IG_791x602_IMG_6121.jpgYashin Sushi
  • IG_791x602_IMG_6057.jpgLiberty
  • IG_791x602_IMG_6117.jpgLiberty - Vintage
  • IG_791x602_IMG_6084.jpgPenthaligon's - Erkek Traş Malzemeleri Dükkanı
  • IG_791x602_IMG_6074.jpgIvy Chelsea Garden - Çay saati
  • IG_791x602_IMG_6129.jpgJude Law & Ewan Mc'Gregor - Lorenzo Agius @202
  • IG_791x602_IMG_6132.jpg202 - Brunch time
  • IG_791x602_IMG_6085.jpg
Geçen hafta gittiğim Londra seyahatinde bir şeyin farkında vardım. En az yeni lezzetler, görseller veya dokunsallar keşfetmek kadar, gitmekten zevk aldığım restoran, müze ve dükkanlara tekrar tekrar gitmek de bana mutluluk veriyor. daha fazla oku
Geçen hafta gittiğim Londra seyahatinde bir şeyin farkında vardım. En az yeni lezzetler, görseller veya dokunsallar keşfetmek kadar, gitmekten zevk aldığım restoran, müze ve dükkanlara tekrar tekrar gitmek de bana mutluluk veriyor. 
Londra’da geçirecek üç günüme genelde daha önceden yaptığım aktiviteleri sığdırdım. Notting Hill’in sokaklarında gezdim, favori kitapçım Lutyens & Rubinstein’a uğradım, Assaggi’de öğle yemeği yedim, 202’da brunch yaptım, Yashin Sushi’de şefin sanatsal hareketlerini izleyerek yemek yedim, Liberty’ye uğradım.  
İlk defa deneyimlediğim aktiviteler arasında Affordable Art Fair (Fiyatı uygun sanat fuarı) vardı. “Fiyatların uygun” olma fikri kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor tabii. Fuarı gezmek çok keyifliydi. Ivy Chelsea Garden’da öğle yemeği yedim. Yemekler lezzetsiz değildi ama tekrar gitmem herhalde. Bir de Rosewood Otel’in barında canlı caz müziği dinleyerek muhteşem kokteyller içtim. Burası kesinlikle uğrak noktalarım arasına girmiş bulunuyor. 
Londra’dan çektiğim fotoğraflar neden siyah-beyaz diye soracak olursanız, cevabı sürpriz olsun. Bakarsınız renksiz fotoğraflar da yeni bir rutin getirir hayatımıza. Rutini kim sevmez?
DELİ ROBERTO
17.Ekim.2017
  • IG_791x602_1.jpgDELİ ROBERTO - 2017, 30X50cm, kağıt üzerine akrilik
Sanayi 313 Bebek’i şu sıralar Murat Işık’ın çalışması “Deli Roberto” ziyaret ediyor. daha fazla oku
Sanayi 313 Bebek’i şu sıralar Murat Işık’ın çalışması “Deli Roberto” ziyaret ediyor. 
Sanatçı Murat Işık bazı eserlerinde Tenten ve Dupond gibi karakterleri insan veya insanlığı temsilen kullanıyor ve sosyal, politik olayları hicvediyor.
Sanatçının, Deli Roberto’nun da dahil olduğu Otto-Money serisindeki eserleri, Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünde son yıllarda ortaya çıkan Osmanlı ilgisi ve tutkusuna eleştirel ve oyuncaklı bir bakış niteliğinde.
Murat Işık 1967 yılında İstanbul’da doğdu. Sekiz yaşındayken resim yapmaya başladı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu. İlk eserleri 4. İstanbul Bienali’nde sergilendi. Uzun bir aradan sonra 2017 yılında sanat dünyasına geri dönen sanatçının “Muhtelif Lüks Bisküit” isimli bir de kitabı var. 
HAFTA SONU KAÇAMAĞI
04.Ekim.2017
  • IG_791x602_2.jpgHotel Pulitzer Amsterdam
  • IG_791x602_3.jpgHotel Pulitzer - flower shop
  • IG_791x602_9.jpg
  • IG_791x602_1.jpgGuild of Holland
  • IG_791x602_5.jpgGuild of Holland
  • IG_791x602_6.jpg"Passage" - Mohau Modisakeng
  • IG_791x602_8.jpgAthenaeum Nieuwscentrum
  • IG_791x602_7.jpg
Geçtiğimiz hafta sonu Amsterdam’daydım. Çok huzurlu bir şehir. daha fazla oku
Geçtiğimiz hafta sonu Amsterdam’daydım. Çok huzurlu bir şehir. 
İlk başta kaldığımız otelin büyüsüne kapıldım. Hotel Pulitzer Amsterdam bizi tavana asılı bir piyano ve butik bir çiçekçi dükkânı ile karşıladı. Otelin içerisindeki eski portreler ve sanat eseri seçimleri çok başarılıydı. Oteldeki Janzs restoranda hem kahvaltı ettik hem öğle yemeği yedik. Yemekler de çok lezzetliydi. 
Kanalların yanındaki sokaklar ve sokaklardaki minik dükkanlar bana ilham verdi. Bunlardan biri “Guild of Holland’dı.” İçeride kendi elleriyle deriden aksesuarlar yaratan Andrea Monti ile tanıştık. Vitrindeki deri çantalar çok şık gözüküyordu. Amsterdam bir sanat şehri. O sokaklarda pek çok galeri gezdim. Mohau Modisakeng’in “Passage” (Pasaj) isimli video, fotoğraf ve performans çalışması çok hoşuma gitti. “Passage” köleliğin Afrika kimliğini parçalayışı ve kişisel geçmişleri yok edişi üzerine odaklanıyor. 
Cumartesi gecesi The Rolling Stones konserine gittik. Mick Jagger, Keith Richards ve Ronnie Wood’u sahnede görmek geçmişe yolculuk etmek gibiydi benim için.
Pazar günü dönmeden önce son durağım Athenaeum Nieuwscentrum oldu. Burası dergiler ve kitaplar dünyası. Dükkânın içerisinde kayboldum ve taşıyabildiğim dergilerde Sanayi 313’ün yenilenecek bloğu için yepyeni fikirler buldum. 
ISTANBUL SANAYİ’YE İLHAM VERİRKEN
30.Eylül.2017
  • IG_791x602.jpg
İstanbul şu günlerde çok hareketli. daha fazla oku
İstanbul şu günlerde çok hareketli. Contemporary İstanbul sanat fuarı çok yakın bir zamanda gerçekleşti, kuvvetli teması “iyi bir komşu” ile İstanbul Bienali tüm hızıyla devam ediyor, Ai Wei Wei sergisi ise Sakıp Sabancı müzesinde yer alıyor. Müzenin içerisinde açılan restoran ise İstanbul’un en kapsamlı yiyecek-içecek akademisi MSA tarafından hayata geçiyor. Wallpaper İstanbul City Guide yayımlandı. Sanayi 313 o sayfaların arasından bana bakarken mutlu oluyorum. 
Sanayi 313’ün her sezon değişen menüsü, Sonbahar Ayakkabı & Çanta koleksiyonu, içerideki iç mimari gelişmeleri, bana 313’ün bloğuna yeni bir soluk getirme ihtiyacını hissettirdi. Pek çok yeni konular paylaşıyor olacağız artık. Özel yazarlar tarafından yazılacak bu konular da isimler de şimdilik sürpriz olarak kalsın!
Takipte kalın derin…
GÜNNUR ÖZSOY İLE MİNİ RÖPORTAJ
28.Eylül.2017
  • 20170911-01-791x602.jpg
  • 791x602.jpgGünnur Özsoy
Heykeltıraş Günnur Özsoy’un atölyesi Oto Sanayi’de, yanı başımızda. Sadece komşuluk yapmakla kalmıyor, aynı vizyonu da paylaşıyoruz. daha fazla oku
Heykeltıraş Günnur Özsoy’un atölyesi Oto Sanayi’de, yanı başımızda. Sadece komşuluk yapmakla kalmıyor, aynı vizyonu da paylaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta itibariyle sanatçının ikili heykel çalışması Sanayi 313’te sergilenmeye başlandı. Bu soyut formların 313’e yeni bir berraklık getirdiğini söyleyebilirim. 

90'ların sonunda yaptığınız bu ikili iş rengiyle öne çıkıyor. Şarap rengi size ne ifade ediyor?  
İlk olarak 1999 depremi sonrasında şarap rengini kullanarak bir seri heykel yaptım. Bunlar çaresizlik, hüzün ve burukluk duygularının neticesidir. Sanayi 313’de sergilenen ikili heykelim bu serinin devamı niteliğindedir. Sizin renge bordo yerine şarap rengi demeniz de çok hoşuma gitti. Çünkü ben de kullandığım renkleri bu şekilde tanımlamayı tercih ediyorum. Kurşun rengi ve patlıcan moru gibi… Böylelikle sanat anlayışım salt bir renk olmaktan ziyade başka kavramları da ifade eder oluyor. Örneğin Odysseia destanındaki şarap rengi bunlardan biridir.

Önceleri yatay olarak sergilediğiniz parçalar şimdi dikey olarak varlar. Sizce hayatınızdaki hangi değişimle beraber onlar da dönüştüler? 
Bir sanatçı olarak benim en büyük iddiam her zaman soyut heykeller yapıyor olmam, formlarımın organik dünyaya ait olması ve yönlerinin olmamasıdır. Herkes onları istediği gibi sergileyebilir. İzleyiciye bu özgürlüğü yaşatabilmek için heykellerimi bazen yatayda ve düşeyde, kimi zaman bir kaide üzerinde, kimi zaman ise tavandan sallandırarak sergilemişimdir. Amacım heykellerimin her türlü sergilenip kullanılabileceğine işaret etmektir.

313, atölyenizin de yanı başında olmasıyla beraber ilk günlerimizden beri sık sık geldiğiniz bir yer oldu. Bu çalışmanızın 313'te sergilenecek olması size neler hissettiriyor? 
Heykel pratiğim içinde mekanlarla kurduğum ilişki daha derin oluyor. Sanayi 313 de içinde olan nesneler ile sürekli bir yenilenme ve devinim içinde, bu da mekânı yaşar kılıyor. Sanat eserinin yeri sadece müze ve sergi salonları olmamalı, onları yaşatmanın yollarından biri de Sanayi 313 gibi yaşayan mekânlar vesilesiyle oluyor. 
KEMAL TUFAN & SANAYI 313 BEBEK
15.Ağustos.2017
  • 791x602-1.jpg
  • 791x602.jpg
Kemal Tufan’ın işlerini yıllar önce görüp hayran kalmıştım. Doğadan ilham alan sanatçı ironik heykeller ortaya koyuyor. daha fazla oku
Kemal Tufan’ın işlerini yıllar önce görüp hayran kalmıştım. Doğadan ilham alan sanatçı ironik heykeller ortaya koyuyor. Her zaman dev veya mini boy objeler ilgimi çekmiştir. Küçük köşemiz Sanayi 313 Bebek’te, Kemal Tufan’ın büyük boyuttaki heykellerinin sergileniyor olması beni çok heyecanlandırdı, birbirlerine çok da yakıştılar. 

Kemal Tufan 1962’de Silivri’de doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nü bitirdi. Yurt içi ve yurt dışında pek çok kişisel ve grup sergisi açan sanatçının açık hava heykelleri ise 34 farklı ülkenin çeşitli kentlerinde yer alıyor. 
ENİS’İN MYKONOS GÜNLÜĞÜ
01.Ağustos.2017
  • IMG_4831-791x602.jpgMarenga Milk Bar
  • IMG_4830-791x602.jpgMarenga Milk Bar
  • IMG_4834-791x602.jpgNikos' Shop
  • AS-791x602.jpgAlemagou
  • IMG_4837-791x602.jpgSunset at Alemagou
  • thumb-791x602.jpgPrincipote
  • IMG_4833-791x602.jpgScorpios
  • IMG_4836-791x602.jpgEnis' niece on board
Enis Mykonos tatilini anlatıyor. Orada geçirdiğimiz zaman kadar, yazdıklarını okuması da çok keyifliydi. daha fazla oku
Günüme Marenga Milk Bar’da başlıyorum. Soğuk bir kahve içerken tadını hiç unutmayacağımı bildiğim bir çırpılmış yumurta yiyorum. Karşımda tatlı bir kız oturuyor, kim olduğunu boşver şimdi.  Mykonos’un tepelerinde olabildiğince primitif bir titreşim yayan bu yer keşfetmek için birebir. Bambu tavanları, beton zemini ve içimizi ısıtan doğal renkleri ile iyi hissettiriyor insana kendini. Servisin yavaşlığına rağmen sahibi Angela’nın gülümsemesi ile ayrılıyorum oradan.
Araba kullanmayı sevmiyorum, özellikle de bir adada! Uber gibi bir şey buldum ve birkaç dakika her şeyin nasıl da hızla yayıldığını düşündüm. 
Ardından Nikos’un dükkânını ziyaret ediyorum ve soğuk bir sudan başka bir şey içemiyorum, hava çok sıcak ve pırlantaların arasında kaldıkça sıcaklık artıyor.
Keyifli bir seyahat olacak biliyorum. Alemagou, Principote/ Panormos ve Pazar gününün vazgeçilmez noktası Scorpios listemden bana göz kırpıyor. Teknede kalıyorum ama bu sefer yelkenli bana dalgalı denizden başka hiçbir şey vermiyor. Mykonos tekne ile kalmak için uygun bir ada değil. Ama beraber seyahate çıktığım ailem ve sekiz aylık ananasım, yeğenim rüzgârın hızını, dalgaların beyaz köpüklerini yatıştırabiliyor. Ananas ile bu tatil alıştık birbirimize, sakallarımdan korkuyor ama ben kesemiyorum.
Geceyi neredeyse her seferinde gündüze bağlayan bu adanın sokaklarında kaybolmayı seviyorum. Astra’yı ararken karşıma Interni çıkıyor. Güzel bir parti var gibi ama yüzler hep tanıdık. Ben ise turist olmaya devam etmek istiyorum!
Liste aklımdan çıkıyor ve sadece kafamı boşaltıyorum. Koursaros isimli, Japon mutfağından esinlenen bir balıkçıda buluyorum kendimi. Menüde Japon içkisi Sakeyi görünce mekân daha çok hoşuma gidiyor. Ardından üniversite arkadaşlarımla beraber şehrin içinde konumlanan Astra’ya gidiyorum. Bir plan yok hala! Sonuna kadar da öyle gitti.
Pazartesi sabahı güneşin doğmasıyla beraber, kafa boşaltmak için gittiğim tatildeki kamaramda kendimi ofise ışınlanmış gibi hissettim. Telefon, e-mail ve günlük hayatta istemeden esiri olduğumuz her şey bana gülümsemeye başlıyor.
En yakın zamanda geri gidiyorum...
SANAYİ 313 BEBEK’TE BİR DOĞUŞ VAR
17.Temmuz.2017
  • 791x602.jpg
PG Art Gallery ile 313 Bebek birlikteliği tüm hızıyla devam ediyor. Manolya Çelikler’in “Ah’larından” sonra, Sevim Kaya’nın “Yeniden Doğmak” serisine ev sahipliği yapıyoruz. daha fazla oku
PG Art Gallery ile 313 Bebek birlikteliği tüm hızıyla devam ediyor. Manolya Çelikler’in “Ah’larından” sonra, Sevim Kaya’nın “Yeniden Doğmak” serisine ev sahipliği yapıyoruz. Kâğıt üzerine Rapido (mürekkepli kalem) tekniğinin kullanıldığı seri bitkilerin varoluş çabasına gönderme yapıyor. 
“Genelde bitkilerin dramatik davranışlarını pek fark etmeyiz. Çünkü gözümüze çok yavaş görünürler. Ancak zamanı yavaşlatır perspektifi bitkilerin bakış açısına kaydırırsak olaylar görkemli bir hal alır.” – Sevim Kaya
KENDİMLE RANDEVU
11.Temmuz.2017
  • books-and-eggs-791x602.jpg
Kendimi aldım ve dışarı çıktım. Evde sekiz aylık bir bebek ve bir de köpek bulununca, insanın kendine vakit ayırması pek de kolay olmuyor. Çözümü kendimle dışarıda vakit geçirmekte buldum. daha fazla oku
Kendimi aldım ve dışarı çıktım. Evde sekiz aylık bir bebek ve bir de köpek bulununca, insanın kendine vakit ayırması pek de kolay olmuyor. Çözümü kendimle dışarıda vakit geçirmekte buldum.

Bu sefer kitaplarımla Sanayi 313 Bebek’e gittim. Taze bir meyve suyu, yumurta ve kitapların sıcacık bir ortamla birleşimi yaz için mükemmel bir randevu oldu. Telefonumu kapattım, kahvaltımı ısmarladım ve kitabımın içinde kayboldum. Zihnimi sıfırladıktan sonra eve, bebeğime ve köpeğime dönmek bambaşka bir his oldu. 
ONU KONSERE GÖTÜR!
04.Temmuz.2017
  • 791x602.jpg
Tarkan konseri zamanı.. daha fazla oku
Dün akşam Tarkan konserindeydim. Konser öncesi satılan dondurma, patlamış mısır ve meşrubatlarla geçmişe gittim. Ardından konser başladı. Önce yeni şarkılar ve sonra peşpeşe eskileri... Tarkan'ın enerjisi, dansları, kalabalığın çoşkusu derken harika bir gece yaşadım. Yanımda ise Fiocco Box Sanayi 313 çantam... Keyfime diyecek yoktu.
ORANGE GIRL – ZEYNEP SOLAKOĞLU
13.Haziran.2017
  • 20170613_.jpgEnis&Zeynep&Sidni
  • IG-791x602.jpgPhotography - Neşe Nogay
Onun neden turuncu olduğunu görebiliyorum. Bazı insanlar vardır ya, hayal dünyalarının içinde kaybolurlar. Belki aylarca, yıllarca… Ama gün gelir o kayboluşu, o yaratım sürecini gerçeğe dönüştürürler. daha fazla oku
Onun neden turuncu olduğunu görebiliyorum. Bazı insanlar vardır ya, hayal dünyalarının içinde kaybolurlar. Belki aylarca, yıllarca… Ama gün gelir o kayboluşu, o yaratım sürecini gerçeğe dönüştürürler. Çok büyük bir iştir bence rüyaların içinde gerçeğe bu şekilde dönebilmek. Zeynep Solakoğlu “Orange Girl” isimli kitabıyla sekiz yıllık bir süreci şu anda masamın üzerinde duran ilham verici bir çalışmaya çevirmiş. Kitabın her sayfasında Zeynep’in çizimleriyle karşılaşırken başka şeyler buldum. Sevginin gücünü, çocuk tarafımı arada sırada ortaya koyabilmemin önemini, karmaşanın içinde aydınlığı bulabildiğimi fark etmemin güzelliğini bir kez daha anlamış oldum. 

Zeynep’in hikayesinin başında bir alıntı var. Beni çok etkiledi. 

“Zihnin portakalı; görerek, duyarak, elleyerek, koklayarak, tadına bakarak ve onun hakkında düşünerek yaratıyor. Ama zihin olmadan – sen nasıl adlandırırsan – portakal duyulamaz, koklanamaz, tadına bakılamaz ve hatta zihinsel olarak fark edilemezdi.
Aslında portakal var olmak için senin zihnine tabi oluyor. Bunu görmüyor musun?
Kendi kendine o hiç-bir şeydir. Gerçekten zihinsel, sadece zihnin tarafından görülüyor. O boş ve tetikte.” Jack Kerouac

Zeynep küçüklüğünden beri hikayeler yazdı ve çizdi. Çizimleri bol detaylı ve nefes kesici. Bu kitaptaki siyah beyaz çizimlerinin içerisinde anlatılan hikâye, üniversiteden yeni mezun olmuş, ne yapmak istediğini bilmeyen, kafası karışık, boşluğa düşmüş sekiz yıl öncesinin Zeynep’ini, Orange Girl’ü anlatıyor. 

“Orange Girl” Sanayi 313’te de var artık… 
NEW ORLEANS'TAN 'KARIŞIK HİSLERLE DOLU' BİR AŞK MEKTUBU
24.Mayıs.2017
  • AS-791x602.jpg
  • Ali-Tufan-Koc-791x602.jpgAli Tufan Koç
“Amerika’nın gerçek anlamda üç şehri vardır: New York, San Francisco ve New Orleans. Geri kalan her yer Cleveland’tır.” der Amerika’nın efsanevi oyun yazarlarından, ‘entelektüel kalem’ Tennessee Williams. Sahi, neden New Orleans? daha fazla oku
“Amerika’nın gerçek anlamda üç şehri vardır: New York, San Francisco ve New Orleans. Geri kalan her yer Cleveland’tır.” der Amerika’nın efsanevi oyun yazarlarından, ‘entelektüel kalem’ Tennessee Williams. Sahi, neden New Orleans? 

Misafir yazarımız Ali Tufan Koç'tan...

Orijinal. Dürüst. Canlı. Çiğ.
Dünya üzerinde sayılı şehir bu eşsiz harmoniyi taşıyabilir. Ve, evet, New Orleans bunlardan biri. Kültürel ve tarihi bağlamda konuşacak olursak... 
Derin yaralarını gururla taşımasını bilen bir şehir, zenginliği keşfettikçe artan bir yer burası. 
Şehir ikonları, sokak kahramanları başka hiçbir şehrinkilere benzemiyor: Saksafon tamircisi, balıkçı kızı, kokteyl yazarı/tarihçisi, 91 yaşındaki restoran işletmecisi... Hepsi New Orleans romantizminin farkında, hepsi şehrin taşıdığı ‘orijinal günah’a değer veriyor, katkı sağlıyor. 

Hayat, burada yavaş akıyor. Daha önce hiç bu kadar cesaretlendirici ve neşeli gözükmemiş bir yavaşlık bu. 

“Çok fazla hatıra, bilirsin işte...”

UBER şöförü, sokak müzisyeni, kahve ustası... Şehirde tanıştığınız herkesten duyacağınız bir cümle bu: “Çok fazla hatıra, bilirsin işte...” Sanki, New Orleans konuşuyor. Şehrin, daha henüz ziyaret etmemiş insanların üzerinde bile bu kadar eşsiz bir etki bırakmasına şaşırmamalı. 

Fransız antikleri ve sabah bisküvisiyle meşhur 31 odalı butik otel (Soniat House, 133 Chartes St.); 
Biri 800 yıllık olmak üzere Amerika’nın en büyük ve yaşlı meşe ağaçlarını barındıran, Central Park’ın iki katı büyüklüğünde bir park (City Park, I Palm Dr.); 

Hemingway’in Küba’sıyla Armstrong’un Louisiana titreşimlerinin buluştuğu modern ve ‘cool’ bir bar  (Cane and Table, 1113 Decatur St.); yarı bar-restoran, yarı kenarında takılmalık açık havuz, Soho House’un ‘Güney’ versiyonu bir kulüp (The Country Club, 634 Louisa St.) ve daha niceleri... Hepsi renkli. Hepsi müzikal. Tuhaf ve lezzetli; çok çeşitli ve çok rahatlatıcı. Hepsi doğru. Hepsi gerçek. 

Kentin kültürel miraslarına derinlemesine daldığınız vakit, kulağınıza çarpan tüm caz tınıları daha anlamlı geliyor. Louis Armstrong haklı: “Ne zaman trompetimi üflemek için gözlerimi kapasam, iyi ve eski New Orleans’ın kalbinin tam içine bakıyorum. Bana yaşamak için bir neden veriyor.”
ENİS’İN VALİZİ
21.Mayıs.2017
  • Enis-Karavil-791x602.jpg
Conde Nast Traveller vesilesiyle, Enis’in bavulunun derinliklerine dalıyorum. Onun derinliklerinde ben ne buldum peki? daha fazla oku
Conde Nast Traveller vesilesiyle, Enis’in bavulunun derinliklerine dalıyorum. Onun derinliklerinde ben ne buldum peki?
1-Enis’in Londra Notting Hill’deki evi… - Birkaç hafta önce çekirdek aile olarak gittik. Mimarisinin verdiği bir rahatlık ve huzur var. Bir müzenin içerisinde sıcacık samimi bir ev gibi desem tuhaf olur mu?
2-Louis Vuitton valiz –Eskidikçe güzelleşen Louis Vuitton’lar… Annemden kalma yadigâr bir çantam var, belki de çanta rafının en güzeli.
3-Terlik, James Perse x Birkenstock – James Perse erkek t-shirtleri evimizin vazgeçilmezi. 
4-Kulaklık, Beats- Yorum yok.
5- Patina fırça, Sanayi 313 tasarımı – Ayakkabı fırçasının üzerinin fermuarlı olması ve içinden minik bir çekeceğin çıkması... Harika. 
6 – İlaç kutusu, Sanayi 313 tasarımı – Enis seyahat ederken yanında ne ilaç taşıyor merak ettim şimdi…
7- Pijama, Ralph Lauren – I love Ralph Lauren
DAVID HOCKNEY’DE İLHAM BULDUM
02.Mayıs.2017
  • THUMB-791x602.jpgModel with Unfinished Self-Portrait 1977
  • 01-791x602.jpgChristopher Isherwood and Don Bachardy 1968
  • AS-791x602.jpgPeter Getting Out of Nick's Pool 1966
  • 02-791x602.jpgBilly + Audrey Wilder Los Angeles 1982
David Hockney ve o içimi açan yüzme havuzları… Hockney’nin işlerini görünce bu denli etkileneceğimi tahmin etmezdim. daha fazla oku
David Hockney ve o içimi açan yüzme havuzları… Hockney’nin işlerini görünce bu denli etkileneceğimi tahmin etmezdim. Belki kızımın bir sergiyi ilk ziyaret edişi, belki ilham arayışı içinde olmam, belki de Hockney’nin işlerinin gözler önüne serdiği sadelik ve incelikti bunun sebebi. 
Beni en çok heyecanlandıran bu kadar gelişmiş bir sanat formunda gerçek insanların gerçek hayatlarını görmekti. Gerçeklik hep etkileyici olmuştur. Hockney’nin işlerinde annesini ve babasını, arkadaşlarını, ortağını ve kendisini gördüm. Sanatçının Los Angeles hakkında hissettiklerini ve şehri nasıl seksi bulduğunu biliyorum artık. 
Ziyaretim sırasında bana en çok ilham veren ise sanatçının gelişen sanat formlarını takip ettiğine tanıklık etmek oldu. David Hockney 1937 doğumlu. Tate Britain’da yer alan Hockney sergisi, sanatçının ilk klasik çizimleriyle beraber, kullandığı değişik sanat araçlarıyla yarattığı işleri de sunuyor. 1980’lerde fotoğraf sanatını kullandı. Küçük Polaroidleri kullanarak değişik bakış açıları ve zamanlama ile hareket yarattı. 2010 yılında Hockney birkaç ekranlı videolar yarattı. Birkaç kamerayı bir araca yerleştirdi ve yol boyunca çekim yaptı. 
Yıllar boyunca pek çok farklı sanat formu kullanmasına rağmen, tüm işlerinde bir bütünlük olduğunu söyleyebilirim. Bu bütünlük hissi, gerçek hayatın yansıtılması ve insanın içini açan görüntüler… Hockney’nin işlerini çok fazla ilham verici buldum. Mutlaka görülmesi gereken bir sergi. 
29 Mayıs 2017’ye kadar Tate Britain LONDRA’da
 http://www.tate.org.uk
BOŞLUĞA YOLCULUK
30.Mart.2017
  • AS-791x602.jpg
  • 2017-03-09-10-19-33-1-791x602.jpg
  • IMG_20170227_152442_427-791x602.jpg
  • IMG_20170308_013420_121-791x602.jpg
  • SAM_8105-791x602.jpg
  • SAM_8260-791x602.jpg
Uzun süredir gezginlerin kitaplarını okuyup sosyal medyada paylaştıkları deneyim videolarını izlemekten kendimi alamıyordum. Doğu Ekspresi de bunlardan biriydi. daha fazla oku
Uzun süredir gezginlerin kitaplarını okuyup sosyal medyada paylaştıkları deneyim videolarını izlemekten kendimi alamıyordum. Doğu Ekspresi de bunlardan biriydi. Doğu olmasından dolayı ve yeterince konforlu olmadığını düşündüklerinden belki, insanlar çok tercih etmiyordu. Ancak bize videolar ve kitaplardan sonra inanılmaz derecede gitme isteği geldi ve yola çıktık… 
Doğu ekspresi Ankara ve Kars arasında hizmet veren bir tren. Güzergahı ise : 
Ankara > Kırıkkale > Kayseri > Sivas > Erzincan > Erzurum > Kars.
“Örtülü Kuşetli” adı verilen dört kişilik kompartımanda yerimizi aldık. Dört kişilik koltuklar açılıyor ve yatak oluyor. Temiz çarşaf, yastık kılıfı gibi şeyler veriyorlar. Her şey gayet konforlu ve temiz.  
Tren 18.00’da yola çıkıyor ve 06.30 gibi Erzincan taraflarında oluyoruz. Dağların kenarından kıvrılan masmavi nehir manzarasına gözümüzü açıyoruz. Hiçbir şeyi kaçırmamak için kafamız cama yapışmış halde yol alıyoruz. Erzurum’a yaklaştıkça manzara kendini bembeyaz uçsuz bucaksız bir boşluğa bırakıyor. Boşluktan ve beyazlıktan gözümüz kamaşıyor. Tam bu sırada kompartımanda Redd’in ‘’Bu boşlukta insan n’apar , canı sıkılır aya dalar‘’ duyulmaya başlanıyor.  Yolculuk 25 saat olmasına rağmen  bir dakika bile canımız sıkılmıyor. 
Gün doğumuyla birlikte gün batımını da trende karşılıyoruz . Gökyüzünün renk değişimi karların üzerine yansıyor. Tadı damağımızda bir tren yolculuğu bittiği için hafif üzgünlükle beraber Kars’a gelmiş olmanın mutluluğunu hissediyoruz.  
Ertesi günün ilk durağı Çıldır Gölü. Gölde bir balıkçı restoranı var. Restoranda çalışan bir Karslı amca bizi karşılıyor. Gölün hikayesini anlatıyor. Göl aralık ayında buz tutmaya başlıyormuş ve nisana kadar böyle kalıyormuş . Buz kalınlığı yaklaşık 50 cm. Göl üzerinde atlar ve kızaklarla geziliyor. Alabildiğine beyaz , alabildiğine boşluk… Beyniniz temizleniyor boşluğa bakarken, dinginleşiyorsunuz. Yolda beyaz tilkiler ile selamlaşıyoruz. 
Sonraki rotamız ise Ermenistan sınırındaki Ani harabeleri. Yaklaşık 8 km’lik bir yürüyüşün sonunda harabelerin tamamını görerek rotamızı tamamlıyoruz. Ani Antik Kenti dünyanın en önemli ticaret yollarından olan İpek Yolu üzerinde bulunuyor. Onuncu yüzyılda Ermeniler tarafından inşa edilmiş. Kentte birbirinden etkileyici kiliseler ve cami kalıntıları bulunuyor. Arpaçay Nehri Ermenistan ve Türkiye arasında doğal sınır görevi görüyor. İnanılmaz etkileyici kocaman bir yarık.. 
Ani Harabelerinden sonra havaalanına dönüyoruz. Boşluk yerini betona bırakıyor ve geri dönüyoruz.  

Gülay Özgün - İç Mimar
ZAMANI İYİ KULLANMAK
15.Mart.2017
  • 791x602-12.jpg
Zamanı iyi kullanmak çok önemli bir konu. Çözüm ise önceliklendirmekten geçiyor. daha fazla oku
Zamanı iyi kullanmak çok önemli bir konu. Çözüm ise önceliklendirmekten geçiyor.
Seyrettiğim bir TED konuşmasından sonra (video ektedir), bazı önerilerle karşılaştım. 
Geleceğe, yılın sonuna yolculuk etmek ve kariyer, aile ve kişisel anlamda kaydedilen hangi gelişmelerin kişiyi mutlu edeceğini yazmak...
Ben de kendiminkileri not ettim:
KARİYER
1) Sanayi 313’ün bloğunu olabilecek en güzel şekilde yazmak.
2) Hamileliğim süresince yazdığım kitabı yayımlamak.
3) Bolca kitap okumak.
AİLE
1) Ailemle iyi zaman geçirmek.
2) Bebeğimi en güzel şekilde büyütmek.
3) Ailemin ruhsal yoldan gelişimine katkıda bulunmak.
KENDİM
1) Spor ve dengeli beslenme ile sağlıklı bir vücut ve zihin.
2) Ruhsal gelişim.
3) Eğitimsel gelişim.

Şimdi zamanımı önceliklerime göre kullanmaya başlayacağım.
 
MY VALENTINE
14.Şubat.2017
  • ERH_8674-761x602.jpg
14 Şubat daha fazla oku
My Valentine 
THE GET DOWN
25.Ocak.2017
  • TheGetDown_-791x602.jpg
  • AS-791x602.jpg
  • thumb-791x602.jpg
  • the-get-down-l-791x602.jpg
Bir kitap alır seni içine çeker, bazense bir müzedeki o küçük fotoğraf. daha fazla oku
Bir kitap alır seni içine çeker, bazense bir müzedeki o küçük fotoğraf. Değerli anlardır. Bu defa, ilk defa beni dünyasına tamamen çeken bir dizi oldu. THE GET DOWN. 

1970’lerin New York’unda geçen The Get Down, bir grup gencin yaşamları üzerinden hip-hop müziğin doğuşunu anlatıyor. Başrolde Will Smith’in oğlu Justice Smith’i; zeki, yetenekli ve aşık Zeke rolünde görüyoruz. Abayı yaktığı kız Mylene ise disko star olmak için Bronx’u terk etmek, Manhattan’a erişmek isteyen, müthiş bir sese sahip hoş bir kız. Zeke kelimeleri bir araya getirerek müzik yapmakta, piyano çalmakta çok başarılı. O da yeteneğini başka noktalara taşımak istiyor. Aynı grup içinde oldukları arkadaşları da sanatçı ruhlu. Bir tanesi grafiti sanatçısı; Manhattan’dan gelen treni boyuyor, diğeri DJ... 
Henüz dizinin üçüncü bölümünü bitirdim. Gençlerden bazılarının ünlü olacaklarına dair tüyolar var. Bu yolda yaşananlar o kadar samimi bir dille anlatılıyor ki, etkilenmemek mümkün değil. 
Masumiyete geri dönüş için mutlaka tavsiye ediyorum. 

Editörden
SERENA’NIN NEW YORK’U
17.Ocak.2017
  • 791x602.jpg
Serena'nın New York'u; bir günü ve favori adresleri... daha fazla oku
New York’ta bir günü...
“Tribeca’dan yola çıkıp, Mott Sokağında bulunan Cafe Gitan’da sabah kahvaltımı yaparım. Ardından hazır Nolita bölgesine gelmişken oradaki vintage dükkânları gezip  Soho’da dolanırım. Ana cadde olan Broadway’den  uzak dururum. Ana caddeler çok kalabalık oluyor. Ara sokaklara girip çıkarım. Keşifler yapmayı, hatta kimi zaman sokaklarda kaybolmayı tercih ediyorum.
West Broadway’den Bar Pitti’ye yürürüm . Öğlen yemeğimi orada, dış kısımda arkadaşlarımla birlikte yerim. Yemek lezzetli, ortam ise eğlenceli oluyor.  Ardından metroya binip Central Park’a ve  parkın içinden yürüyerek Guggenheim Müzesine giderim. Müzeyi gezdikten sonra yine metroyla Downtown’a dönerim. Arkadaşlarımla gideceğim, New York’un klasiklerinden olan Mr.Chow’da akşam yemeği için hazırlanırım. Geceyi Blond’da içki içerek sonlandırırım." 

Favori adresleri...
“Favori restoranım Bar Bitti. Öğle yemekleri için, özellikle de hava güzel olduğu zaman ideal bir yer.
Mercer Kitchen’da yukarıda oturmak her zaman hoşuma gider; özellikle Soho’da gezerken kahve molası burada çok keyifli oluyor.
Gugenheim Museum’un mimari yapısı her zaman beni etkilemiştir.
 Moma Museum ve Moma Museum dükkânını gezmek  hoşuma gider.
Kirna Zebate ve Bergdorf Goodman en sevdiğim dükkânlar.
Vintage dükkânlar için Nolita ve  East Village’da dolaşmayı seviyorum. 
 Metropolis Vintage ve Amarcord Vintage Fashion favori vintage adreslerim.
Chelsea’de küçük sergileri gezmekten ve farklı sanatçılar keşfetmekten keyif alırım.
Tomeo Sushi bana göre en iyi sushi restoranı fakat atmosferden bir beklenti olmamalı, sade ve rahat bir yer. Pazar akşamı gitmek için ideal.
Angelika Film Center her zaman keyifle gittiğim, sanat filmlerini seyrettiğim sinema salonu.
New York Library muhteşem bir mimari, hayallere dalıp saatlerce kitaplar arasında araştırma yapabilirim.
Unique Square Market taze ve lokal ürünler, aynı zamanda taze çiçek bulmak için idealdir. Parsons’da okurken, buradan çiçek alıp metroya biner Soho’daki evime giderdim.
Whitney Museum Meatpacking kesinlikle görülmeli.”
313 KLASİKLERİ
04.Ocak.2017
  • THUMBBorsalino-791x602.jpgBorsalino Şapkalar
  • AS-791x602.jpgSerge Lutens Mumlar
  • Cire-trudon-791x602.jpgCire Trudon Mumlar
  • MarkCross021015_0043-791x602.jpgMark Cross Çantalar
  • sanayi313_LV_local.jpgLouis Vuitton Bavullar
313'ün klasiklerini bir araya getirdik. daha fazla oku
Klasikler hiçbir zaman gözden düşmez. 
İşte 313'ün klasiklerinden oluşan bir köşe.
Louis Vuitton bavullar, Borsalino şapkalar, Serge Lutens parfümler, Cire Trudon mumlar ve Mark Cross çantalar.
 
MUTLU YILLAR
30.Aralık.2016
  • IMG_1629.jpg
Mutlu Yıllar... daha fazla oku
Mutlu Yıllar... 
ERİYEN GEZEGENLER X SANAYİ 313
09.Aralık.2016
  • 791x602.jpg
Sanatçı Ali Emir Tapan'ın Sanayi 313'e özel olarak tasarladığı takı koleksiyonunu kutluyoruz. daha fazla oku
Mistik, şiirsel, hayal, gerçek, gündelik ve zamansız.
Dazed Digital'in yayımladığı; İstanbul'un yükselen sanat merkezi olarak gösterildiği makalede, parlayan yıldız sanatçılardan biri olarak yer alan Ali Emir Tapan, Sanayi 313 için gümüş, mine ve elmaslardan gezegenler tasarladı. Teklifi baştan çıkarıcı, kafa karıştırıcı ve ilham verici: “Eriyen gezegenlerden birine yerleşmeye, zamanın katı kabuğunu üzerinden silkelemeye var mısın?”
Sanatçı koleksiyonunu, “İstersen bu gezegenlerden birine yerleşebilirsin. Bu gümüş gezegenler, sen onların üzerinde yaşadıkça, hayatına göre tonlarını dönüştürecekler. Eğer izin verirsen, katı ve sıvı arasındaki ebedi halleriyle, zamanın katı kabuğunu üzerinden silkeleyip, kendi akışını bulmana yardımcı olabilirler” şeklinde özetliyor. 
 
İLHAM DOLU BİR HAFTA – LONDRA
27.Ekim.2016
  • IG-Herve-Van-der-Straeten-PAD.jpgPAD Art Fair - Herve Van der Straeten
  • IG-Francois-Xavier-Lalanne-PAD.jpgPAD Art Fair - Francois Xavier Lalanne
  • IG-Serge-Mouille-PAD.jpgPAD Art Fair - Serge Mouille Collection
  • IG-Calder-Frieze-Masters.jpgFrieze Masters - Calder
  • IG-Frieze-Entrance.jpgFrieze Art Fair - Entrance
  • IG-Lucian-Freud-Frieze-Masters.jpgFrieze Masters - Lucian Freud
  • IG-Hans-Peter-Feldman-Frieze.jpgFrieze - Hans Peter Feldman
  • IG-Resignation-Taner-Ceylan.jpgTaner Ceylan - Resignation
  • IG-I-Love-You-Taner-Ceylan.jpgTaner Ceylan - I Love You
  • IG-Marc-Newson-Carpenters-Workshop-Gallery.jpgCarpenters Workshop Gallery - Marc Newson
Sanayi 313 Architects, tasarım fuarlarını ve sergileri ziyaret etmek üzere bu ay Londra’daydı. daha fazla oku
Sanayi 313 Architects, tasarım fuarlarını ve sergileri ziyaret etmek üzere bu ay Londra’daydı.
Dünyanın dört bir yanından değişik tasarımcı ve sanatçılarla tanışma fırsatı yakaladık. 
İlham dolu haftamıza PAD Art ve Londra’daki Design Fair (Tasarım Fuarı) ile başladık. Nefes kesiciydi. PAD’de Sanayi 313’te tasarımları yer alan sanatçıları görmek de ayrıca güzeldi. JamesPlumb ile görüştük, Serge Mouille’nün vintage aydınlatma serisini inceledik. 
Frieze ve Frieze Masters da ziyaretlerimiz arasındaydı. Frieze Masters her yıl olduğu gibi, Fontana, Magritte, Calder ve Dali gibi sanatçıların eserleriyle büyüleyiciydi. Frieze ise Anish Kapoor ve Alex Katz gibi isimlerle Modern Sanatın öncüsüydü. Bu fuardaki favori sanatçımız Hans-Peter Feldman oldu. 
Taner Ceylan’ın Sotheby’s S2 Gallery’deki “I Love You” isimli sergisini görmek gurur vericiydi. Herkes Ceylan’ın son derece gerçekçi detaylarına tanıklık etmeli. 
Carpenters Workshop Gallery Mayfair, Londra’da koleksiyon tasarımların 10. yılını kutladık. Her geçen yıl tasarımın daha da önem kazanmasına şahit olmak heyecan vericiydi. Vincenzo De Cotis’in sınırlı sayıda üretilmiş mobilya serisinin özel gösterimine de katıldıktan sonra haftamızı tamamlamış olduk. 
3. İSTANBUL TASARIM BİENALİ
04.Ekim.2016
  • THUMB-ve-IG-Tasar-c2-a6m-Bienali_McRae__Lucy_1-791x602.jpg
IKSV’nin gerçekleştirdiği 3. İstanbul Tasarım Bienali insan ve tasarım arasındaki ilişkiye odaklanıyor. daha fazla oku
IKSV’nin gerçekleştirdiği 3. İstanbul Tasarım Bienali insan ve tasarım arasındaki ilişkiye odaklanıyor. “Biz İnsan mıyız? : Türümüzün Tasarımı: 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yol” başlığı altında 2 saniyeden 200.000 yıla uzanan bir zaman dilimine yayılacak bienal, 22 Ekim – 20 Kasım arasında ücretsiz olarak gezilebilir. Şehre sanat geliyor!
İYİ BAYRAMLAR
09.Eylül.2016
  • 313-ins-closed-sep-blog-02-791x602.jpg
İyi bayramlar daha fazla oku
10-19 Eylül arası kapalıyız. 
TERK EDİLMİŞ MEKANLARIN ÇEKİCİLİĞİ
20.Temmuz.2016
  • 1-791x602.jpg
  • 3-791x602.jpg
  • AS-791x602.jpg
  • thumb-791x602.jpg
  • 4-791x602.jpgGülay Özgün
İç Mimar Gülay Özgün ziyaret ettiği terk edilmiş Bulgar Anıtı Buzluca’yı anlatıyor. daha fazla oku
İç Mimar Gülay Özgün ziyaret ettiği kaderine terk edilmiş Bulgar Anıtı Buzluca’yı anlatıyor. 

Buzluca Anıtı ile tanışmam internetteki “mutlaka” listeleri sayesinde oldu. Terk edilmiş Sovyet Binaları listesinde gördüm ve gidilecek yerler arasına kaydettim.
Geçtiğimiz hafta Sanayi 313’te okuduğum bir dergide tekrar karşıma çıkınca, hafta sonu binayı görmeye gittim.
1981’de Balkan Dağlarının zirvesinde, Bulgaristan Komünist Partisi tarafından yaptırılan ve 1989’da rejimin değişmesiyle kaderine terk edilen bina dünyada da bir simge haline gelmiş. Georgi Stoilov tarafından tasarlanan binanın içerisinde göz kamaştıran mozaikler mevcut. Bir kısmı silinmiş olsa da, hala çoğunu görmek mümkün. Sadece merkezindeki toplantı alanında bile 500 metrekare mozaik işleme bulunan yapı tam yedi yılda tamamlanmış. 
Binanın girişi bakımsızlığından dolayı tehlikeli olabileceğinden kapatılmış ancak insanların içeri girebilmesi için bir delik açılmış. Bu kadar yolu gelmişken içini görmeden dönmek olmazdı. Günümüzde Vandalizm’e uğramış olsa da, bina bu haliyle bile müthiş etkileyici. Binanın girişine kırmızıyla yazılan “Forget Your Past” (Geçmişini Unut) yazısı, “Never Forget Your Past” (Geçmişini Hiçbir Zaman Unutma) yazısına çevrilmiş. Geçmişi unutmayı mı, unutmamayı mı tercih edersiniz bilemem ama Buzluca Anıtı’nı görmenizi kesinlikle tavsiye ederim.  
TATİLE ÇIKIYORUZ!
01.Temmuz.2016
  • SANAYI313_0010-1-791x602.jpg
TATİLE ÇIKIYORUZ! daha fazla oku
Tatile çıkıyoruz.
VISCAYA MÜZESİ
24.Haziran.2016
  • IMG_5734-791x602.jpg
  • IMG_5719-791x602.jpg
  • Thumb-791x602-6.jpg
  • IMG_5727-791x602.jpg
  • Unknown-1-719x602.jpg
  • AS-791x602-6.jpg
Miami’de gezdiği müze Viscaya’dan çok etkilenen Enis, bizle gözlemlediklerini paylaştı. daha fazla oku
Miami’de gezdiği müze Viscaya’dan çok etkilenen Enis, bizle gözlemlediklerini paylaştı. 

Aslen James Deering’in kendisi için Miami, Florida’da inşa ettirdiği 730,000 metrekare üzerinde konumlanan villa, bugün mimari olarak nefes kesen bir müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Paul Chafl’ın tasarım direktörlüğünü üstlendiği Viscaya’nın inşaatı sekiz yıl sürmüş. Her oda değişik bir baskın dönemin izlerini taşıyor. Ziyaretçiler Akdeniz mimarisinden İtalyan Rönesans’ına, Barok dokunuşlardan Venedik mimarisine kadar geniş bir tasarım dünyasına tanıklık ediliyor. İtalya’nın Rönesans dönemini yansıtan peyzaj mimarisi  ve yeşillerin arasında göz dolduran el isçiliği ile inşa edilmiş yapılar villayı daha da etkileyici kılıyor. 

http://vizcaya.org
LIFE IS ELSEWHERE
22.Haziran.2016
  • IMG_1678-791x602.jpg
  • thumb-791x602-5.jpg
  • AS-791x602-5.jpg
  • IMG_1713-791x602.jpg
  • IMG_1714-791x602.jpg
  • IMG_1661-791x602.jpgNilüfer önceki gün Sanayi 313'ün tuvaletindeyken...
Nilüfer Yıldırım’ın yeni serisi “Life is Elsewhere” Sanayi 313’ün duvarlarından birine hayat veriyor. daha fazla oku
Nilüfer Yıldırım’ın yeni serisi “Life is Elsewhere”  Sanayi 313’ün duvarlarından birine hayat veriyor. 

Yeni seri hakkında:
Her zaman, daha iyi bir yaşam, daha güzel bir dünya olduğu fikrine umut bağladık. “Life is Elsewhere” bir umudun peşinden gitmenin ahmaklığına odaklanıyor. Saçma soyut şeyler hakkında hayallere daldığımız o anlar... Fakat o anları başkaldıran yolculuğumuzun izleri olarak görmek isteriz. 

www.niluferyildirim.co.uk
YENİ BİR TAKI TASARIMCISI
20.Haziran.2016
  • 2REGINA-02201675786-791x602.jpg
  • Thumb-REGINA-02201675791-791x602.jpg
  • AS-REGINA09201571159-1-791x602.jpg
Regina Dabdab Paris’te konumlanmış Brezilyalı bir tasarımcı. daha fazla oku
Regina Dabdab Paris’te konumlanmış Brezilyalı bir tasarımcı. Amazon bitkileri ve hayvan alemi, Sao Paulo’nun (doğduğu şehir) somut mimarisi ve Natural History Müzesi Dabdab’a ilham veriyor. 
Tasarımcının yeni serisinin ismi “Still Lifes”. Dabdab bu koleksiyonunda, Latin Amerika’nın yarı değerli taşlarını ve minerallerini, Korsika’nın kütüklerini ve Endonezya’nın beyaz, siyah ve kırmızı mercanlarını kullanmayı tercih etmiş.  
HER DÜŞENİN KANADI YOKTUR
09.Haziran.2016
  • Arter-BARLOW_2-791x602.jpgPhyllida Barlow
  • AS-Arter-GANDER_3-791x602.jpgRyan Gander
  • THUMB-Arter-WENZEL_4-791x602.jpgAnne Wenzel
Düşme eylemini fiziksel bir düşüş, beceriksizlik veya yetersizlikten kaynaklanan bir sonuç ya da kaderden öteye taşıyan bir sergi var ARTER’de. daha fazla oku
Düşme eylemini fiziksel bir düşüş, beceriksizlik veya yetersizlikten kaynaklanan bir sonuç ya da kaderden öteye taşıyan bir sergi var ARTER’de.  Amaç daya iyi düşebilmek ve yenilebilmek. 9 Haziran – 18 Eylül tarihleri arasında görülebilecek sergide Bas Jan Ader, Phyllida Barlow, Cyprien Gaillard, Ryan Gander, Mikhail Karikis & Uriel Orlow, Void ve Anne Wenzel’in eserleri, Selen Ansen’in küratörlüğünde bir araya geliyor. 
OFİSTE YAZ HAVASI
16.Mayıs.2016
  • SANAYI313_0282-1-copy-791x602.jpg
Ofiste yazı hissetmek için neler yaptık? daha fazla oku
Ofiste yazı hissetmek için yazlık ofis eşyalarımızı su yüzüne çıkardık. Böylelikle motivasyonumuzu arttırırken güneşi de hissedebiliyoruz. 

Deri / Kumaş Çoklu Defter – Sanayi 313
Vintage Pergel – 313 Collection
Mantar Raptiyelik - Hay
Mıknatıslı Ataçlık - Hay
Küp Cetvel - Hay
Pirinç / Bakır Tükenmez Kalemler – Y Studio
Pirinç / Bakır Siyah Renkli Tükenmez Kalem – Y Studio
Pirinç Kaplama Makas - Hay
Seramik Vazo ve Kaktüs - Serax
Haftalık Takvim - Serax
Keçi Boynuzu Zarf Açacağı - Abbeyhorn
ERKEKLER İÇİN
19.Nisan.2016
  • 494x603-9.jpg
Bu seferki seçkimiz erkeklere özel. daha fazla oku
Bu seferki seçkimiz erkeklere özel. Tasarımlarda küçük detaylara değer veren, her ürünün kalitesine önem verdiği gibi, o ürünün hikayesini de atlamayan Sanayi 313 erkeğini düşündük. Bu ürünleri ona göre bir araya getirdik. 

Papyon: Rosi & Ghezzi (%100 Koton) 
Kol düğmeleri: 313 - Enis Karavil tasarımı
Vintage Cufflink Box: 313 Koleksiyonu
A History of Men's Fashion: Idea Books (Vintage Kitap)
The Gentlemen's Club of London: Idea Books (Vintage Kitap)
ALTIN ÖRÜMCEK WEB ÖDÜLLERİ'NDE FİNALE KALDIK!
16.Nisan.2016
  • altinorumcek-791x602.jpg
Sanayi 313 Altın Örümcek Web Ödülleri’nde ‘kurumsal blog’ kategorisinde finale kaldı. daha fazla oku
Sanayi 313 Altın Örümcek Web Ödülleri’nde ‘kurumsal blog’ kategorisinde finale kaldı. Oy vermek için tıklayabilirsiniz. 

http://altinorumcek.com/Halk-Oylamasi/#Kurumsal-Blog

Teşekkür ederiz!
MASLAK'IN SANAT SAHNESİ
08.Nisan.2016
  • Erhan-Cihangiroglu-791x602_3.jpgErhan Cihangiroğlu
  • Omer-Faruk-Yaman-791x602_2.jpgÖmer Faruk Yaman
  • 791x602_1.jpg
İstanbul’un saklı yaşam merkezi Maslak’ta yeni bir oluşum var. daha fazla oku
İstanbul’un saklı yaşam merkezi Maslak’ta yeni bir oluşum var: Artmaslak. Burada yer alan sanatla iç içe kurumlar aynı çatı altında toplanıyor ve bölgede gelişen iş ve sosyal yaşamı sanat ve kültür projeleriyle buluşturmayı hedefliyorlar. 42 Maslak, Turkmall Sanat, Uniq İstanbul, Elgiz Müzesi, Karbon Gallery ve Sanayi 313 kültürel bir birliktelik yaratıyorlar.
Şu sıralar, Maslak Windowist Tower’da yer alan Karbon Gallery’de “ILLUSTRASYON VOL:1” adı altında yeni bir sergi var. Genç illüstratörlerin enteresan işleri 16 Nisan’a kadar ziyarete açık olacak. 

www.artmaslak.com

 
HAYALİ SANAYİ 313 KADINI
18.Mart.2016
  • 791x602-7.jpg
Mükemmel Sanayi 313 kadınını hayal ettik. daha fazla oku
Mükemmel Sanayi 313 kadınını hayal ettik. 
Anndra Neen takıları, Grace Box koleksiyonundan Mark Cross çantası (Grace Kelly’nin “Rear Window” filminde kullandığı küçük valizden esinlenilmiş) ile, hayali kadınımız cool ve şık görünüyor. Makyaj aynası standart bir ayna değil. Londra’da gizli bir antikacıdan bulunmuş pirinç bir ayna. Takılarını bir kutuda saklamıyor, onları Areaware el heykelinin üzerinde görmeyi tercih ediyor. Sanata meraklı ve bugünlerde Assouline imzalı “Women in Art” isimli kitabı okuyor. Öğle yemeği için Sanayi 313’e geliyor ve menüden hindistan cevizi sütü ve ıspanaklı basmati pirinci eşliğinde somon balığını seçiyor. 
ANTİKA SANDALYELERE HAYRANLIK
10.Mart.2016
  • 791x602-1-2.jpgSecret Admirer
  • 791x602-2-2.jpg
  • 791x602-5-2.jpg
  • 791x602-6.jpg
  • 791x602-4-2.jpg
  • 791x602-3-3.jpgAndrea Zambelli & Nat Wilms
Sanayi 313’te Hillsideout yaratımı neoklasik-mozaik antika bir parça var. 19. yüzyıla ait olan sandalyeler tarih ve modernlik arasında birer kontrast adeta. Hillsideout’un yaratıcıları Andrea ve Nat ile konuştuk: daha fazla oku
Sanayi 313’te Hillsideout yaratımı neoklasik-mozaik antika bir parça var. 19. yüzyıla ait olan sandalyeler tarih ve modernlik arasında birer kontrast adeta. Hillsideout’un yaratıcıları Andrea ve Nat ile konuştuk: 

Sizi daha yakından tanımak isteriz.
Andrea: Nat ve ben çok farklıyız fakat ikimiz de yaptığımız işte mükemmelin peşinden gideriz, her zaman yeni bir şeyler yaratmaya çalışırız. Nat’ın sanatçı yanı daha kuvvetli. Ben fikirleri gerçeğe dönüştürmeye çalışan tarafım.
Antik parçalardan yepyeni mobilyalar yaratmak size nasıl hissettiriyor?
A: Antik materyalleri kullanmaya bayılıyoruz. Eski ve eşsiz parçalarla çalışmak bize çok güzel hisler yaşatıyor. Böyle parçalarda yapımda kullanılan eski teknik detayları görmek büyük bir fırsat ve hep daha fazlasını istiyorum.
Nat: Eski bir parça kendinizi özel hissetmenizi sağlıyor çünkü eşi benzeri olmayan bir şeyle karşı karşıyasınız. Böyle durumlarda beni heyecanlandıran tesadüfler oluyor. Bir de üzerime düşen bir görev gibi hissediyorum. Özenle yaratılmış parçaları bir köşede unutulmuş, saklanmış bırakamıyorum. Onlara hayat vermek, ömürlerini uzatmak asıl amacımız.
Bize tipik bir iş gününüzü anlatır mısınız?
A: Tipik bir günümüz yok çünkü çalıştığımız alanlar sıradan değil. İki farklı stüdyoda çalışıyoruz. Bir tanesi Bologna, İtalya’ya yakın, Toskana yakınlarında bir tepede yer alıyor. Diğeri ise Berlin’de. Sürekli seyahat halinde olduğumuz için günlerimiz de sıradanlıktan çok uzak.  
N: Andrea benden daha sistemli. Sabahın erken saatlerinde bir şeyler tamir edip ses çıkaran taraf o. Ben daha esneğim. Her yerde çalışabilirim. Gece yarılarına kadar çizerim, yazarım, resim çekerim, parçalar yaparım.
Sanayi 313’te sizin yarattığınız neoklasik mozaik sandalyeler var. Mozaik diziniz hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? 19. yüzyıldan kalma parçaların modern mozaikle birleşimi çok enteresan.
N: Almanya’nın endüstriyel bir kasabası olan Halle/Saale doğumluyum.  Orta Çağ’dan izler taşıyan Bologna’ya geldiğimde, mimaride yatan tarih beni çok etkilemişti. Kitaplara ihtiyacınız yok, her şey sütunlarda, zeminlerde, taşlarda yazılı. Antika sütunlarda suyun izleri var. Bologna’nın bir su şehri olduğunu anlayabiliyorsunuz. Nehirler sonradan örtülmüşler ama izleri konuşuyor. Yani su ve yansıma fikri uzun süredir aklımızdaydı. Ravenna ve İstanbul’da su altındaki eski zeminlerde yer alan antika mozaikleri görünce, minyatürlerini üretmenin çok iyi bir fikir olacağını düşündük. Ahşap parçalar konseptin kendisini göstermesi için eski olmalıydı. Mozaikler ise eski ile yeni arasındaki kontrastı vurgulamak açısından modern olmalıydı. 
Türkiye’ye geldiniz mi? Nereleri ziyaret ettiniz, hatırladığınız anılar neler?
A: Evet, ikimiz de Türkiye’ye birkaç kere geldik. En son 2014 yılının Kasım ayında İstanbul Design Week’e katılmış, birkaç parçamızı sergilemiştik. Günlük yaşamda karşılaştığımız kontrastlar çok hoşumuza gitmişti. Ama kendimi Efes ve Pamukkale’de bir çocuk olarak hatırlamayı tercih ediyorum. Hatırladığım kadarıyla 30 yıl önce oralarda turizm pek yoktu ve o el değmemiş, kutsal güzellikleri unutmak mümkün değil. 
CRIZU’NUN KIVRILMIŞ KİTAPLARI
15.Şubat.2016
  • 791x602-1.jpgAnna Bonino
  • 791x602_4.jpg
  • 791x602_2.jpg
  • 791x602_1.jpg
  • 791x602_3.jpg
İtalyan bir çift kıvrılmış kitaplardan heykeller yaratıyor. Her sayfayı elleriyle kıvırıyorlar. Crizu’nun kurucularından Anna Bonino ile sohbet ettik. Anna, eski gelenekleri modern tasarımlarla birleştirme yönünden Sanayi 313 ile Crizu’yu birbirine benzettiğini söylüyor. daha fazla oku
İtalyan bir çift kıvrılmış kitaplardan heykeller yaratıyor. Her sayfayı elleriyle kıvırıyorlar. Crizu’nun kurucularından Anna Bonino ile sohbet ettik. Anna, eski gelenekleri modern tasarımlarla birleştirme yönünden Sanayi 313 ile Crizu’yu birbirine benzettiğini söylüyor. 

Kitapları kıvırarak heykeller yaratma fikri nasıl aklınıza geldi?
Genel olarak karşımıza çıkan beklenmedik olaylar gibi, bu fikir de şansa oluştu. New York’ta yaşadığımız dönemde, oryantal ve antik bir dükkanda dolaşırken karşımıza mahfazanın içerisine yerleştirilmiş bir kitap çıktı. Kitabın sayfalarındaki kesikler ise mükemmel bir tasarım yaratmıştı. O kadar hoşumuza gitti ki, evdeki kitaplarımızda bunu yapmayı denedik. Ama sayfaları kesmeye cüret edemedik. Biz de kıvırmaya başladık! İşte her şey böyle başladı. Bugünkü tüm kağıt heykellerimiz, İtalya’da sayfa sayfa elle kıvırılıyor. Kapak dışında, hiçbir sayfayı kesmiyoruz ve kitapları modern sofistike tasarım objelere dönüştürüyoruz. Genellikle eskimiş, 1920’lerden 1990’lara dayanan İtalyan kitapları kullanıyoruz. Her kitap kendine özgü bir tasarım olarak kabul edilebilir çünkü hiçbir kitap aynı değildir ve bizim de birebir aynı heykeli yapmamız mümkün olmuyor.

Kitap heykellerinizi ilk defa gören kişilerin tepkileri genellikle nasıl oluyor?
Tepkiler kişiye yönelik ve ilginç oluyor. İnsanların kitaplarımızla nasıl ilişkiler kurduğunu dinlemek hoşuma gidiyor. Bizim kitaplarımız çok değişik izlenimlere yol açıyor ama en çok merak ve şaşkınlık diyebilirim. Neredeyse herkes kitapları çekici bulur. İçerik ve barındırdığı hazinenin yanında obje olarak da çok hoşumuza gider. Eskimiş, kullanılmayan, raflarda unutulmuş bir kitabı yepyeni bir konsepte çevirmek, ona yeni bir hayat vermek birçoğuna çok güçlü geliyor. 

Kitap dışında, alışılmışın dışında bir materyalden soyut bir heykel yaratsaydınız, bu ne olurdu?
Aslında çok özel ve sınırlı bir ölçekte eski tahta gövdelerden heykeller yapıyoruz. Bu parçaları kabuklarını soyarak tertemiz bir hale getiriyoruz. Sonra üzerlerine özel bir kalemle en sevdiğimiz metinlerden yazılar yazıyoruz: Anna Karenina, War and Peace, The Book of Job, A Room with a View vs. 

Kitap heykelleriniz için size Türkiye’den ulaştığımızda nasıl hissettiniz?
Çok heyecanlandık ve mutlu olduk. İstanbul ve Türkiye’de öyle büyüleyici yerler var ki, engin kültürünüzden ve estetik anlayışınızdan etkilenmemek mümkün değil. Heykellerimizin bunun bir parçası olması müthiş bir fırsat bizim için. Özellikle de  bugünkü yeni titreşimleri eski geleneklerle birleştiriyor olmanız çok enteresan geliyor. Yeni formların, modern yaşam ve tasarımın içinde o eski mirası hissettiriyor olmanız müthiş. Bir bakıma bizim kitaplarımızda olduğu gibi!

Daha önce Türkiye’yi ziyaret ettiniz mi? Ettiyseniz, en sevdiğiniz noktalar hangileri oldu? Hangi tarihi yapılar size ilham verdi?
Evet! Şimdiye kadar yalnızca İstanbul’u ziyaret edebildim. Yolculuğumuz, eşim ve bana bir aile dostumuzdan büyüleyici şehrinizde düğün hediyesi olarak verildi. Tarih ve sanat kitaplarında çalışmalarım sırasında okuduğum İstanbul, ziyaret etmeyi hayal ettiğim bir şehirdi. Yüzyıllar öncesine uzanan bu şehri görünce kendimden geçtiğimi söyleyebilirim. Topkapı Sarayı’nı, Ayasofya’yı, Sultanahmet Cami’yi ziyaret ettik. Boğaz’da gemiyle tur attık, renkli pazarlarınızı ve parklarınızı gördük. Gece gittiğimiz restoranlar şehrin ne kadar hareketli olduğunu bize gösterdi. Fenix’te çok eğlenceli bir gece geçirdik. 
Böyle bir şehirden ilham ve enerji almamak mümkün olamazdı.

Hayatta ilhamınızı nelerden alırsınız?
İlhamlar gizemlidir. Tanıştığım insanlar, gördüğüm yerler diyebilirim. Doğa benim için büyük bir ilham kaynağı. Bana huzur veriyor. Doğada gördüğünüz güzellikler kalbinizi ve ruhunuzu okşuyor. Hayat büyük bir ilham kaynağı aslında! En güzel fikirler bazen de hatalardan ve işlerin planlandığı gibi gitmediği durumlardan ortaya çıkıyor. Ve orijinal fikirden daha güzel oluyorlar! Bu en sevdiğim durum. Olayların öngörülemez oluşunun fikri çok heyecan verici. 

2016 yılında heykelleriniz için neler planladınız?
Özellikle duvar parçaları olmak üzere, heykellerimiz için yeni kıvırma modelleri üzerinde çalışıyoruz. Ne şekilde ilerleyeceğimiz, karşımıza çıkan kitaplarla çok bağlantılı. Sonucu belirleyen hep kitaplar oluyor. Pek çok yeni fikrimiz var aslında. Kıvrımların hareketlerinin değerini daha çok anlamak adına aynaları devreye sokmayı planlıyoruz. Pek çok sürpriz var. Umarım ilginizi çeker!
YOK OLMADAN
09.Şubat.2016
  • 791x602_4-3.jpgRODNEY GRAHAM
  • 791x602_1-1.jpgBAS JAN ADER
  • 791x602_2-1.jpgMARK DION
  • 791x602_3-1.jpgMARO MICHALAKAKOS
İstanbul Modern’de 2016’yı karşılar nitelikte bir sergi var: “YOK OLMADAN: Doğa ve Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi”. daha fazla oku
İstanbul Modern’de 2016’yı karşılar nitelikte bir sergi var: “YOK OLMADAN: Doğa ve Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi”. 5 Haziran’a kadar açık olacak sergi, doğa ve ekolojiyi konu alan sanatçıları bir araya getiriyor. Serginin küratörleri Çelenk Bafra ve Paolo Colombo’nın “doğaya özlemin, yaşanabilir bir dünyanın ve sürdürülebilir bir ekolojik dengeye duyulan arzunun tezahürü” olarak nitelendirdiği YOK OLMADAN’da Canan Tolon, Yoko Ono, Camila Rocha, Joni Mitchell ve Pea White gibi önemli sanatçıların çalışmaları yer alıyor. 
NİLÜFER YILDIRIM’IN İŞLERİ SANAYİ 313’TE
22.Ocak.2016
  • IMG_8295-791x602.jpg"Surroundings" Serisi
  • IMG_8296-791x602.jpg"Surroundings" Serisi
  • AS-791x602.jpg"Roots" Serisi
  • thumb-791x602.jpg"Roots" Serisi
  • AS-NY-791x602.jpgNilüfer Yıldırım
Sanayi 313’te bir sanat titreşimi var. Nilüfer Yıldırım’la beraber çalışmaları arasından bir seçki yaptık. Sanatçının “Roots” ve “Surroundings” serileri bugünlerde Sanayi 313’te görülebilir! daha fazla oku
Sanayi 313’te bir sanat titreşimi var. Nilüfer Yıldırım’la beraber çalışmaları arasından bir seçki yaptık.  Sanatçının “Roots” ve “Surroundings” serileri bugünlerde Sanayi 313’te görülebilir!
Nilüfer Yıldırım’ın Sanayi 313’te yer alan eserleri renk, form ve dokuların oluşturduğu kompozisyondaki dengeler ile kendi deneyimlerinden yola çıkarak aktardığı mürekkep ve akrilik kağıt işlerden oluşan bir seçme. Sanatçının çalışmaları yalnızlık/bağlılık, özgürlük/bağımlılık, toplum/birey olma, köklerimiz, geçmiş ve şimdiki hayat bağları gibi temalara dayanıyor. Yıldırım zaman zaman, genelde soyut dışavurumcu olan işlerini ikonik figürlerle birleştiriyor. 
Şuanda Sanayi 313’te sergilenen işleri “Surroundings” (Çevre) ve “Roots” (Kökler) serilerine ait. “Surroundings” ile çevreyi, izole olmayı ve kalabalığın içinde yalnızlık gibi duyguları irdelerken, “Roots” serisi ile, insanların köklerine olan bağını, görmesek de geçmişimizden gelen hafızanın hücrelerimizde depolandığını, toplum içerisinde bağlı/bağımlı soyutlanma kavramlarını vurguluyor. 
SOKAK SANATI
16.Ocak.2016
  • THUMBzeplin-yarisi-791x602.jpgFurkan 'Nuka' Birgün', Zeplin Yarışı, mixed technique on paper, 100x30cm, 2015
  • AS-bayrak-yarisi-791x602.jpgFurkan 'Nuka' Birgün, Bayrak Yarışı, mixed technique on paper, 100x30cm, 2015
Sokak sanatına verilen değerin dünyada giderek arttığını görmek çok sevindirici. daha fazla oku
Sokak sanatına verilen değerin dünyada giderek arttığını görmek çok sevindirici. Banksy’nin dünyaca ünlü eserlerini bir araya getiren koleksiyon “The Art of Banksy’nin” Global Karaköy’deki açılış prömiyeri geçtiğimiz hafta gerçekleşti. 29 Şubat’a kadar açık olacak sergiyi gezmek için sabırsızlanıyoruz.
Bir yandan da İstanbul’un genç sanatçıları sokak sanatı konusunda ustalaşma yolunda ilerliyor. 1989 Kurtuluş doğumlu Furkan ‘Nuka’ Birgün de bu isimlerden biri. 2008 yılından beri sokak sanatıyla uğraşan sanatçının ilk kişisel sergisi “Hayaller Üzerine Karışık Teknik”, doğup büyüdüğü mahalleden, orada yaşayan kendine özgü insanlardan feyz alıyor. Dar sokakları, ahşap evleri, konuşan hayvanları ve sırlarıyla alışılmışın dışında bir mahalle... Furkan ‘Nuka’ Birgün’ün sergisi 23 Ocak 2016 tarihine kadar C.A.M. Galeri’de görülebilir. 

www.camgaleri.com
BRONCO – THE SOFT COATED WHEATEN TERRIER
06.Ocak.2016
  • thumb-791x602.jpg
  • AS-791x602.jpg
Bekçimiz Bronco herkesi sevgi ve heyecan içinde karşılayarak bizi koruma görevini sürdürüyor. Bronco’nun kendine has bir stili olduğunu söyleyebiliriz. daha fazla oku
Bekçimiz Bronco herkesi sevgi ve heyecan içinde karşılayarak bizi koruma görevini sürdürüyor. Bronco’nun kendine has bir stili olduğunu söyleyebiliriz. 
Soft Coated Wheaten Terrier (yumuşak kürklü buğday tenli teriye) cinsinin orijini İrlanda ve bu ırk İrlanda’nın en eski köpek ırklarından biri olarak biliniyor. Zamanında fakir kişilerin köpeği olarak tanınan bu cins genellikle çobanlara, sınır koruyucularına ve zararlı hayvan avcılarına ait olurmuş. Soft Coated Wheaten Terrier ilk defa 1946 yılında ABD’ye giriş yapmış. 
Soft Coated Wheaten Terrier güçlü, çevik ve koordine bir köpek cinsi. Mutlu, oyun oynamayı seven, canlı ve dostane bir karaktere sahip. Bu köpekler hayatlarının sonuna kadar çocuk ruhlu kalıyorlar. Mülayim, kendine güvenli, akıllı ve yumuşak başlı oldukları da söylenebilir. Soft Coated Wheaten Terrier cinsi ailesiyle de çok yakın ilişki içindedir.
Özellikle Bronco’dan bahsedecek olursak, evi ve Sanayi 313 arasında mekik dokuduğu bir yaşamı var. Ailesini ve 313 ziyaretçilerini çok seviyor. En büyük zevki 313’te sunulan ürünleri herkesten önce test etmek. Örneğin kendi ismini verdiği Sanayi 313 yapımı köpek tasmasını... 
A BIGGER SPLASH
30.Aralık.2015
  • IG_791x602.jpg
  • THUMB_791x602.jpg
!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında “Melissa P.” ve “I am Love” ile tanıdığımız İtalyan yönetmen Luca Guadagnino’nun yeni filmi A Bigger Splash” bizlerle bulaşacak. daha fazla oku
!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında “Melissa P.” ve  “I am Love” ile tanıdığımız İtalyan yönetmen Luca Guadagnino’nun yeni filmi A Bigger Splash” bizlerle bulaşacak. Yönetmen “La Piscine’den” esinlenerek, daha da kışkırtıcı dörtlü bir aşk hikayesi yaratmış. Rock efsanesi Mary’nin (Tilda Swinton), sevgilisi Paul (Ralph Fiennes) ile tekdüzeleşen ilişkilerini tazelemek için çıktıkları İtalya tatillerine eski sevgilisi ve kızının da dahil olmasıyla gelişen olayları konu alan “A Bigger Splash”, 18-28 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek film festivalinde yerini alacak. Merakla bekliyoruz! 
EL YAPIMI YENİ YIL RUHU
16.Aralık.2015
  • thumb-791x602.jpgJupe by Jackie papyon, Rossi & Ghezzi cep mendili, Kaweco kalem
  • AS-791x602.jpgRossi & Ghezzi papyon ve cep mendili, Kaweco kalem
Yeni yıl ruhunu elimizle çizdik ve yeni yıl köşemizden seçtiklerimizi çizimlerin üzerine yerleştirdik. daha fazla oku
Yeni yıl ruhunu elimizle çizdik ve yeni yıl köşemizden seçtiklerimizi çizimlerin üzerine yerleştirdik. Bordo rengi Rossi & Ghezzi papyonun cep mendili ile yılbaşı gecesi için mükemmel olacağını düşünüyoruz.  Hediyelere iyi dileklerimizi yazmayı unutmamak lazım. Kaweco kalemlerimiz bunun için biçilmiş kaftan. Jupe by Jackie papyon ise yılbaşı gecesi herkesten farklı olmak için birebir. Daha şişman olan Kaweco kalem ise güzel bir yeni yıl hediyesi için iyi bir seçenek. YENİ YILIN KEYFİNİ ÇIKARIN!
KIRMIZI BİR DUMAN
09.Aralık.2015
  • GH_118-791x602.jpg
  • thumb-791x602.jpg
  • AS-791x602.jpg
Galeri Zilberman’a adım attığınız anda gizemli , gerçek ve gerçeküstü arasında gidip gelen bir dünyada hissediyorsunuz kendinizi. daha fazla oku
Galeri Zilberman’a adım attığınız anda gizemli , gerçek ve gerçeküstü arasında gidip gelen bir dünyada hissediyorsunuz kendinizi. “Salon Rouge” isimli sergisiyle Gülin Hayat Topdemir, çevresindeki kadınların hikayelerini resimsel bir dramayla ifade ediyor. Arka planın sonsuzluğu içerisinde tek başına duran bu kadınlar, karanlık sularda veya ormanlarda yolunu kaybetmişlik kadar, bir hayatta kalma mücadelesini de sezdiriyor. Sergide yer alan her resimde belli belirsiz bir kırmızı duman görünüyor. Topdemir’in bu son serisinin gizemini keşfetmek için 26 Aralık’a kadar Mısır Apartmanı’nın yolunu tutmanız gerekiyor. 
BİENALİN ARDINDAN
19.Kasım.2015
  • IG_791x602.jpg
Sanayi 313'te iç mimar olan Gülay Özgün, 14. İstanbul Bienali’nin ardından aklında en fazla yer edinen çalışmayı anlatıyor: daha fazla oku
Sanayi 313'te iç mimar olan Gülay Özgün, 14. İstanbul Bienali’nin ardından aklında en fazla yer edinen çalışmayı anlatıyor: 

14. İstanbul Bienali “Tuzlu Su” kapsamındaki sergi “Sad Waltz and the Dancer Who Couldn’t Dance” çalışmasını, eski Osmanlı Bankası, şimdiki Vault Karaköy’de (The House Hotel, Karaköy) ziyaret etme fırsatı buldum. Bienalin ardından en sevdiğim işin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 
Sanatçılar Janet Cardiff ve George Bures Miller otelin en alt katındaki küçük bir odaya bir mekanizma yerleştirmişler. Odada, biri piyanist, diğeri dansçı olan iki kukla vardı. Piyanistin piyano çalışı ile dansçının dans edemeyişi loş ışıklı bu odada arka plandaki müzik ile bir bütünlük oluşturuyordu. Müziği etkisinde kendinizden geçerken, kukla oynatımının başarısı insanda gerçek iki insanı izliyor hissi uyandırıyordu. 

Berlin ve Grindrod ‘da  yaşayan  Janet Cardiff (1957, Kanada) ve George Bures Miller (1960, Kanada)  genellikle sesler üzerine çalışmalar, ses  enstalasyonları yapıyorlar.
JACKSON POLLOCK & ASSOULINE & SANAYİ 313
16.Kasım.2015
  • _N7A9626-791x602.jpgYarışma başlıyor...
  • _N7A9655-791x602.jpgO geceden bir görüntü
  • _N7A9869-791x602.jpgMisafirler resim yapıyor...
  • ig-791x602.jpgBirinci acaba ne kazanacak?
  • _N7A9651-791x602.jpgMısır ekmeği
  • _N7A9633-791x602.jpgJackson'ın klasiklerinden çavdar ekmeği
Dünyaca ünlü sanatçı Jackson Pollock’ın mutfakta da çok yaratıcı olduğunu biliyor muydunuz? daha fazla oku
Dünyaca ünlü sanatçı Jackson Pollock’ın mutfakta da çok yaratıcı olduğunu biliyor muydunuz? 
“Dinner with Jackson Pollock” (Jackson Pollock ile Akşam Yemeği) dünyanın en sofistike kitaplarına imza atan Assouline ile kütüphanelerde yerini aldı. Assouline İstanbul ile Sanayi 313 bu yeniliği kutlamak adına bir araya geldi. 9 Kasım Pazartesi akşamı Sanayi 313’te gerçekleşen tanıtım gecesinde şefimiz Müge, “Dinner with Jackson Pollock”tan esinlendiği tariflerle misafirlerimize muhteşem bir menü sundu. Pollock’tan ilham almak adına küçük bir yarışma da düzenlendi. En yaratıcı resmi kim çizecekti? Peki ya birinciye ne hediye verilecekti? Bu soruların cevabını resimlerde bulabilirsiniz!
DANIEL CREWS-CHUBB
12.Kasım.2015
  • IGdaniel-crews-791x602.jpg
İngiltere’nin gelecek vaat eden genç sanat sanatçısı Daniel Crews-Chubb “Zumbi ve Belfie” isimli sergisi ile 21 Kasım’a kadar Galerist’te görülebilir. daha fazla oku
İngiltere’nin gelecek vaat eden genç sanat sanatçısı Daniel Crews-Chubb “Zumbi ve Belfie” isimli sergisi ile 21 Kasım’a kadar Galerist’te görülebilir. Sanatçı işlerinde soyut ve figüratif kavramların tekrarlanması üzerine çalışıyor. Resimlerinin çoğu aynı motifler üzerine yoğunlaşıyor fakat hepsinin kendine has bir dokusu, bir havası var. Bize göre sanatçının en ilgi çekici işi, yalnızca sergi süresince orada yer olacak olan duvar resmi. Bu hafta sonu Contemporary İstanbul sanat fuarına uğramayı planlıyorsanız, Crews-Chubb’in desenlerine göz atmayı unutmayın deriz!
HAFTA SONU İÇİN DİNLENME VAKTİ
29.Ekim.2015
  • IGDormire-791x602.jpg
  • IGCaldo-e-freddo-791x602.jpg
  • IGAfricano2-791x602.jpg
  • IGAfricano-791x602.jpg
Uzun bir hafta sonu tatili bizi bekliyor. daha fazla oku
Uzun bir hafta sonu tatili bizi bekliyor. Havalar da tam serinlemişken, battaniyeleri üzerimize çekip film, dizi veya seçim sonuçlarını seyretmek en güzel program! 
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
EL YAPIMI ELDİVENLER
24.Ekim.2015
  • IG6635-6636-791x602.jpg
  • IG6645-6646-791x602-(1).jpg
  • IG6602-6603-791x602.jpg
  • IG6605-6606-791x602.jpg
Bugünlerde Maison Fabre eldivenlere ayırdığımız yepyeni bir rafımız var. daha fazla oku
Bugünlerde Maison Fabre eldivenlere ayırdığımız yepyeni bir rafımız var. Sanayi 313’e girip dolaşmaya başladığınız an (zevkli bir kadın veya düşünceli bir erkek iseniz), kibirli havalarıyla öne çıkan el yapımı eldivenlerin gözünüze çarpmaması neredeyse imkansız. Evet kibirli bir havaları var ama, rahat ve şık bir kıyafet eşliğinde giyildikleri zaman çok cool gözükecekleri kesin!

Maison Fabre hakkında:
Maison Fabre 1924 yılında, Fransa’nın eldiven üretiminin merkezi olarak bilinen küçük bir kasabası Millau’da kuruldu. Milau’nun koyun postuna erişim olanakları oldukça geniş. Fransa’nın güneyindeki en eski aile atölyelerinden biri olarak Maison Fabre’ın geleneğe olan bağlılığı dördüncü jenerasyon kardeşler Jean-Marc ve Olivier ile varlığını sürdürmeye devam ediyor. Özenle el ile yapılan eldivenler; “pique anglais” (İngiliz dikişi) kullanılarak,  sabır ve özel bir yetenek gerektiren, uzun vakitler alan bir süreçten geçiyor. 11 kişilik kadronun çoğunluğu gösterişli eldivenleri on yıllardır üretmeye devam ediyor ve emeklilik yaşlarını çoktan geride bırakmışlar bile. Sanatkarlığa olan adanmışlıkları, Ann Demeulemeester ve Vanessa Bruno gibi önde gelen tasarımcılarla yaptıkları iş birliklerinde ve L’officiel, V Magazine ve Vogue gibi dergilerin sayfalarında kendini gösteriyor. 
ÇÖZÜLÜŞ
20.Ekim.2015
  • IG2791x602_1-7.jpg
  • IG791x602_2-9.jpg
Elgiz Müzesi bu aralar, Azade Köker’in sergisine ev sahipliği yapıyor. daha fazla oku
Elgiz Müzesi bu aralar, Azade Köker’in sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçı eserlerinde doğanın kentleşme ile tahrip edilmesine direnişi üzerinde duruyor ve dünyanın sonu hiç gelmeyecek bir onarım çağına girdiğini söylüyor. Köker, ‘Entkettet – Çözülüş’ isimli sergisinde karışık teknik, kağıt çalışmaları ve mekan odaklı enstalasyonlara yer vermiş.
Sergi 7 Ocak 2016 tarihine kadar gezilebilir. 

Elgiz Müzesi, Beybi Giz Plaza, Maslak
ATÖLYE ZİYARETİ
15.Ekim.2015
  • IMG_7737-791x602.jpgSanatçının kara kalem portresi
  • IMG_7743-791x602.jpgSeçkin Pirim'in İstanbul Modern için tasarladığı objeler
  • ASIMG_7744-791x602.jpgKağıttan bir heykel
  • IMG_7749-791x602.jpgKütüphanesinden bir görüntü
  • IMG_7750-791x602.jpgMad et Len mum, Sanayi 313'ten
Seçkin Pirim'i Oto Sanayi'deki atölyesinde ziyaret ettik. daha fazla oku
Seçkin Pirim'i Oto Sanayi'deki atölyesinde ziyaret ettik. Sanatçıyla muhabbetimizin samimiyeti çektiğimiz fotoğraflara da yansıdı. Olabildiğince doğal. Pirim'in kara karemle çizilmiş bir portresi, İstanbul Modern için tasarladığı objeler, kağıttan heykelleri, kütüphanesinden bir görüntü ve bir rafın üzerinde duran, aramızdaki ilişkinin sıcaklığını hatırlatan bir mum. Daha fazla söze gerek yok sanırsak.
CIRE TRUDON – DÜNYANIN EN KÖKLÜ MUM ÜRETİCİSİ
02.Ekim.2015
  • Cire-Trudon3-791x602.jpgCire Trudon Mumları Raflarda
  • Cire-Trudon2-791x602.jpgCire Trudon Büstler
  • Cire-Trudon1-791x602.jpgCire Trudon
Sanayi 313’te severek yer verdiğimiz Cire Trudon mumların “yapım” videosu heyecan verici kısa bir film niteliğinde. daha fazla oku
Sanayi 313’te severek yer verdiğimiz Cire Trudon mumların “yapım” videosu heyecan verici kısa bir film niteliğinde.
1643 yılında Claude Trudon tarafından kurulan Cire Trudon, dünyadaki en eski mum üreticisi. 18. yüzyıl boyunca Cire Trudon mumları Louis XIV’ün sarayı için tedarik edilmiş. Dünyanın en prestijli mumları Fransa’nın zengin tarihinin birer uzantısı adeta...
1980’LER
15.Eylül.2015
  • 05_791x602.jpg
  • 02_791x602.jpg
  • 07_791x602.jpg
  • 03_791x602.jpg
SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da 29 Kasım’a kadar devam edecek sergi “Nereden Geldik Buraya”, 1980 sonrası askeri vesayetin gücü altında serbest piyasa ekonomisine geçişin yaşandığı döneme odaklanıyor. daha fazla oku
SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da 29 Kasım’a kadar devam edecek sergi “Nereden Geldik Buraya”, 1980 sonrası askeri vesayetin gücü altında serbest piyasa ekonomisine geçişin yaşandığı döneme odaklanıyor. 1980 darbesinden sonra ortaya çıkan toplumsal hareketleri inceleyen sergi, Türkiye’nin yakın geçmişiyle bugünü arasındaki ilişkileri ortaya koymayı amaçlıyor. Sergide çalışmaları yer alan sanatçılardan bazıları Halil Altındere, Aslı Çavuşoğlu, Ayşe Erkmen ve Hale Tenger.
ANDO&HADID
11.Eylül.2015
  • 791x602_gif.gif
  • IG791x602_1-6.jpg
  • IG2791x602_2-8.jpg
Tadao Ando kendi kendini eğitmiş Japon bir mimar.Zaha Hadid ise kazandığı ödüllere ve bilinirliğine rağmen, yaptığı projelerle tartışmalara yol açmış, işleri yıllar boyunca inşa edilememiş bir mimar. daha fazla oku
Tadao Ando kendi kendini eğitmiş Japon bir mimar. Mimar tarihçisi Francesco Dal Co, Ando’nun mimariye ve peyzaja olan yaklaşımını kritik bölgeselcilik olarak tanımlıyor.  
Taschen’in yenilenmiş 2014 edisyon monografisi, dünyanın en çok tanınan mimarlarından Ando’nun benzersiz estetik anlayışına övgüler yağdırıyor. Güney Kore’deki Hansol Müzesi ve İtalya, Venedik’teki Teatrino gibi yeni ve büyüleyici projelerini de dahil ederek, sanatçının betonu, tahtayı, suyu, ışığı, boşluğu ve doğal formları benzersiz kullanış şeklini inceleyen kitap, mimarın tüm kariyerini mercek altına alıyor. 

Zaha Hadid, kazandığı ödüllere ve bilinirliğine rağmen, yaptığı projelerle tartışmalara yol açmış, işleri uzun yıllar boyunca inşa edilememiş bir mimar. Ancak son on yıl içerisinde Hadid, üne kavuştu ve Cincinnati’deki Resonthal Center, Michigan’daki Glasgow Riverside Müzesi ve Eli&Edythe Broad Sanat Müzesi gibi pek çok önemli yapıyı tamamladı.
Bu dev Taschen monografisi ünlü mimarın tüm işleri kapsıyor. Hadid’in kariyerindeki evrimi gözler önüne seriyor. Metinler, muhteşem fotoğraflar ve mimarın kendi çizimleri eşliğinde, Hadid’in yarattığı binaları, mobilyaları ve iç tasarımları inceliyor. 
OUT MY WINDOW
31.Ağustos.2015
  • IGGAHalaban_Out-My-Window_Paris_10-791x602.jpgParis
  • IGGAHalaban_Paris_02-2-791x602.jpgParis
  • IGGAHalaban_Paris_05-791x602.jpgParis
  • IGGAHalaban_Out-My-Window_New-York_04-791x602.jpgNew York
  • IGGAHalaban_Out-My-Window_New-York_09-791x602.jpgNew York
  • IGGAHalaban_Out-My-Window_New-York_08-791x602.jpgNew York
Altı yaşında fotoğrafçılığa başlayan Gail Albert-Halaban, New York ve Paris’te gerçekleşen global fotoğraf projesi “Out My Window” ile Eylül ayında İstanbul’a geliyor. daha fazla oku
Altı yaşında fotoğrafçılığa başlayan Gail Albert-Halaban, New York ve Paris’te gerçekleşen global fotoğraf projesi “Out My Window” ile Eylül ayında İstanbul’a geliyor. Fotoğrafları görmemizle fazlasıyla heyecanlanmamız bir olan bu projede sanatçı, daha önce hiç tanışmamış ama komşu olan insanları bir araya getiriyor. Katılımcılar birbirlerinin rollerine bürünüyorlar ve böylelikle kişilerin toplum içinde birbirlerini nasıl gördüklerine dair ipuçları ortaya çıkıyor. Daha önce dünya çapında sergilenmiş projenin İstanbul ayağındaki çekimler 1-7 Eylül arasında ISTANBUL’74 tarafından hayata geçiriliyor. Sonrasında çekilen fotoğraflardan oluşacak sergiyi de heyecanla bekliyoruz. 
TURKISH GIRLS
21.Ağustos.2015
  • IGTurkish-Girl-Bust-02-791x602.jpgTURKISH GIRL
  • IGOther-Turkish-Girl-01-791x602.jpgOTHER TURKISH GIRL
  • IGTurkish-Girl-Bust-11-791x602.jpg
  • IG-Turkish-Girl-Bust-10-791x602.jpg
  • IGturkish-girls-01-791x602.jpg
Sanayi 313 için özel olarak tasarlanan sınırlı sayıdaki büstler İngiliz sanatçı ve tasarımcı Kathy Dalwood’a ait. daha fazla oku
Sanayi 313 için özel olarak tasarlanan sınırlı sayıdaki büstler İngiliz sanatçı ve tasarımcı Kathy Dalwood’a ait. Sanatçının çalışmalarında alçı ön plana çıkıyor. Dalwood’un heykelleri mimariyi, modayı ve heykel sanatının tarihini araştırıyor. Sanatçı büstlerini gerçek obje ve materyallerden alçıya döküyor.
Dalwood’dan Türkiye temalı büstler yaratmasını istediğimizde, bizim için “Turkish Girls” (Türk Kızlar) adı altında iki çalışma yaptı. İlki “Turkish Girl” (Türk Kızı) ilhamını Türk kadınının geleneksel kostümü peçe, fes ve Galata Kulesi’nden aldı. İkinci heykel “Other Turkish Girl” (Diğer Türk Kızı) ise, geleneksel Türk kostüm aksesuarı; başörtülerine takılan metal paraları ve Anıtkabir’i simgeliyor.
Sanayi 313 olarak Kathy Dalwood’un Türkiye temalı büstlerine ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyoruz. 
YENİ GELENLER
18.Ağustos.2015
  • IGNavyCHrome-silo-HARPLEBL2-791x602.jpgAREAWARE - Domuz Banka
  • IGPigBank-black-lifestyle-HARPB2-791x602.jpgAREAWARE - Domuz Banka
  • IGPigBank-gray-lifestyle-HARPGR-791x602.jpgAREAWARE - Domuz Banka
  • IGTurtleBox-silo-791x602.jpgAREAWARE - Kaplumbağa Kutu
Dükkana iki yenilik geldi, domuzdan bir banka ve kaplumbağadan bir kutu. daha fazla oku
Dükkana iki yenilik geldi, domuzdan bir banka ve kaplumbağadan bir kutu. Domuz formundaki banka doğal yollarla hayatını yitiren bir domuzdan dökme. Banka $10,000 değerinde banknota ev sahipliği yapabiliyor. Kaplumbağa kutu da doğal yollarla hayatını yitiren bir kaplumbağadan dökme. Kabukları gizli bir bölmeye açılıyor. İçerisinde küçük objeler saklamak mümkün. Tasarımcı Harry Allen yeni gelen domuz ve kaplumbağa için reçine ve mermer kullanmayı tercih etmiş. Allen’ın işleri, MOMA ve Brooklyn Museum of Art gibi birçok koleksiyonda yer alıyor. 
TUZLU SU
12.Ağustos.2015
  • IG-Adahan-Sarnic-791x602.jpgAdahan Sarnıcı
  • IG-Francis_Alys-791x602.jpgTrotsky Evi
  • IG-Meis-791x602.jpgMeis
  • IG-Splendid-Palas-Oteli-791x602.jpgSplendid Palace Hotel
“Tuzlu Su” 14. İstanbul Bienali’nin teması. daha fazla oku
“Tuzlu Su” 14. İstanbul Bienali’nin teması. İstanbul ve tuzlu suyun bağlantısı ne olabilir diye düşününce, akla ilk gelen İstanbul Boğazı oluyor. Ama tabii ki tuzlu su ile anlatılanlar bununla sınırlı değil. Bienalin direktörü Carolyn Christov-Bakargiev Bienal’in farklı mekanlarında tuzlu suyu nasıl keşfedeceğimizi şöyle anlatıyor: “14. İstanbul Bienali’ni ziyaret ettiğinizde tuzlu suyun üstünde epey zaman geçireceksiniz. Mekanlar arasında, özellikle de vapurlarla yapılacak seyahatlerde, ziyaretçilerin sanatı deneyimleme süreleri yavaşlayacak. Bu da çok sağlıklı, çünkü tuzlu su solunum problemleriyle pek çok başka hastalığın iyileşmesine yardımcı olduğu gibi sinirleri de yatıştırıyor.”
Hayatın son derece hızlı ilerlediği bu dönemde, nefes almak, hem de İstanbul’da sanatla nefes almak hepimize iyi gelecek. Tuzlu suyun olduğu mekanlarda; Rumeli Feneri’nde, İstanbul Boğazı’nda, Büyükada’da, Yunan adası Meis’te sanatı keşfetmek değişik bir deneyim olacak. 5 Eylül – 1 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek bienalde Aslı Çavuşoğlu, Cevdet Erek, Füsun Onur gibi sanatçıların yanı sıra pek çok yabancı sanatçının da işleri yer alacak. 
TANER CEYLAN’IN SON ÇALIŞMASI
05.Ağustos.2015
  • taner-ceylan-791x602.jpgSatyr II, 2015 Oil on Canvas, 84x107 cm - Courtesy of Paul Kasmin Gallery
4-6 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek sanat fuarı ARTINTERNATIONAL’ı dört gözle bekliyoruz. daha fazla oku
4-6 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek sanat fuarı ARTINTERNATIONAL’ı dört gözle bekliyoruz. Öğrendiğimiz son habere göre Taner Ceylan’ın son serisi “Altın Çağ’ın” bir parçası olan yağlı boya çalışma “Satyr II” ilk kez bu fuarda karşımıza çıkacak. “Satyr II”, Yunan mitolojisindeki yeniden doğuş ve ikililik kavramlarını karşı karşıya getiriyor. Satir yarı keçi, yarı insan olan mitolojik bir varlık. Ceylan, yağlı boya olan eseri için, insanın içindeki hayvana ve hayvanın içindeki insana gönderme yaptığını söylüyor. 
SONBAHAR YAKLAŞIRKEN
05.Ağustos.2015
  • Polvere-791x602.jpgPolvere, 313
  • insetto-791x602.jpgInsetto, 313
  • Spazzola-791x602.jpgSpazzola, 313
Havaların sıcaklığı bizi bu gerçekten uzak tutsa da, Eylül ayı yaklaşıyor. daha fazla oku
Havaların sıcaklığı bizi bu gerçekten uzak tutsa da, Eylül ayı yaklaşıyor. Pek yakında, yapraklar sararacak, yağmurlar  başlayacak, tatiller azalacak, şehir dolup taşacak. Böyle bir ruh haline büründüğümüz bir günde bir de baktık ki, 313’ün eylül ayını anımsatan aksesuarlarını bir araya getirmişiz. 
JAMESPLUMB’IN ALIŞILMADIK DRAMASI
31.Temmuz.2015
  • IGPastedGraphic-1_791x602.jpg"Good Night Day", Ayna & Şifonyer
  • IGPastedGraphic-2_791x602.jpg19. Yüzyıl Berjer Koltuk, Antika Kilise Sırası
Sanayi 313’te yer alan iki demirbaş mobilyayı James Russell ve Hannah Plumb, markaları JAMESPLUMB bünyesinde yarattılar. daha fazla oku
anayi 313’te yer alan iki demirbaş mobilyayı James Russell ve Hannah Plumb, markaları JAMESPLUMB bünyesinde yarattılar. Görme gücü konusunda uzman Dr. Graham Ericson, ikilinin tarzını olabilecek en güzel şekilde tasvir ediyor: “Diğer dillerde (İngilizce dışındaki diller), mutlu ve üzgün arasındaki o hissi anlatan kelimeler mevcut. Aynı şekilde, tatlı, hoş ve acı arasında oluşan zevki tanımlayan bir kelime de var. Böyle bir lisan, JAMESPLUMB’da var olan alışılmışın dışındaki dramayı tasvir etmek için çok uygun olabilir.”

Hannah ve James, JamesPlumb adı altında birlikte çalışıyorlar ve Londra’daki Wimbledon College of Art’da güzel sanatlar ve heykel okurken tanıştılar. Şimdi birlikte Güney Londra’da yaşıyorlar. Hurda olmaya yüz tutmuş ve unutulmuş parçalardan mobilya yaratıyorlar. Tasarladıkları mobilyalar “amaçlı sanat” olarak tasvir edilebilir. 
“GENÇ YENİ FARKLI VI” SERGİSİ İÇİN SON HAFTA
24.Temmuz.2015
  • 791x602_3-6.jpgBerke Doğanoğlu
  • 791x602_2-6.jpgBurak Kabadayı
  • 791x602-281-29.jpgAli Şentürk
Galeri Zilberman’ın her yıl çağrı yoluyla genç sanatçılara yönelik olarak düzenlediği sergi Mısır Apartmanı’nda, 1 Ağustos’a kadar ziyarete açık. daha fazla oku
Galeri Zilberman’ın her yıl çağrı yoluyla genç sanatçılara yönelik olarak düzenlediği sergi Mısır Apartmanı’nda, 1 Ağustos’a kadar ziyarete açık. Herhangi bir konu veya malzeme kısıtlaması olamayan sergide Ahu Akkan, Berke Doğanoğlu, Sırma Doruk, Ali Şentürk gibi isimlerin çalışmaları yer alıyor. Galeri Zilberman’ı, bu genç sanatçı serisinde yaptıkları maddi teşvik desteği için kutluyoruz.
YANILTICI YAZ
19.Temmuz.2015
  • IGEd-Fornieles-Pool-Party_791x602.jpgEd Fornieles - Pool Party
  • IGpetracortright_791x602.jpgPetra Cortright
Galerist’teki “Summertime” sergisi heyecan içinde planlar yaptığım yaz aylarını sorgulamama sebep oldu. daha fazla oku
Galerist’teki “Summertime” sergisi heyecan içinde planlar yaptığım yaz aylarını sorgulamama sebep oldu. Sergide yer alan işler yaz mevsiminin çağrıştırdığı tüm o “güzelliklere” gönderme yapıyordu. Ed Fornieles’in “Pool Party” isimli videosu bir havuz partisinde yaşanabilecek dejenerasyonu sonuna kadar ortaya koyarken, Isabel Yellin’in kumaş üzerine attırılmış kolaj boyamaları beni sıcak tatil günleri için hayalini kurduğum dingin anlara götürdü... Kaç kişi kış ayları boyunca dört gözle beklediği bu günlerde kendi kendiyle kalmayı başarabiliyor veya eğlenirken aşkla, sevgiyle doluyordu?

Sergi 15 Ağustos’a kadar Galerist’te görülebilir. 
O BİR İSTANBUL BEYEFENDİSİ “ABDÜLCANBAZ”
05.Temmuz.2015
  • 6abdulcanbaz-06-791x602.jpg
  • 1sanayi313_abdulcanbaz-2.pngYağmur Uslu
  • 2abdulcanbaz-08-791x602.jpg
  • 3abdulcanbaz-02-791x602.jpg
  • 4abdulcanbaz-01-791x602.jpg
  • abdulcanbaz-04-791x602.jpg
“BİZ Karikatür ve Çizgi Roman Koleksiyonu”nun başındaki isimlerden Yağmur Uslu, pek çoğumuzun yakından tanıdığı çizgi roman karakteri “Bir İstanbul Beyefendisi Abdülcanbaz” ile çıktıkları yolculukları anlatıyor. daha fazla oku
“BİZ Karikatür ve Çizgi Roman Koleksiyonu”nun başındaki isimlerden Yağmur Uslu, pek çoğumuzun yakından tanıdığı çizgi roman karakteri “Bir İstanbul Beyefendisi Abdülcanbaz” ile çıktıkları yolculukları anlatıyor. Abdülcanbaz’ın zaman ve mekân tanımayan maceralarını yeni tasarım anlayışıyla karikatür meraklılarıyla buluşturan ekip, Turhan Selçuk’un kaleminden çıkan bu müthiş çizgi romanı iPad uygulamasıyla birlikte dijital bir boyuta taşımayı da ihmal etmedi. Yeni ve eskinin harmanlandığı kütüphanemizde yerini alan Abdülcanbaz koleksiyon baskılarını Uslu, yenilikçi ve fark yaratan vizyonu açısından Sanayi 313’e benzetiyor. 
 
Abdülcanbaz serüvenine ilk nasıl adım attığınızı anlatır mısınız? 
Abdülcanbaz ile ilk tanışmam çocukluğumdan tabi… Sanat sever ailemin çizgi roman dolu kütüphanesinin baş köşesindeydi Abdülcanbaz. Uzun seneler sonra da Yaşar Kemal'in “Yüzyılımızın olağanüstü bir macerası” olarak tanımladığı Turhan Selçuk ile yollarımız kesişti. Onu tanımış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. 
Babam Osman Uslu, 2006 yılında Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir haberden öğrenmişti, Turhan Bey’in Abdülcanbaz eserini devredeceğini… Babam ile birlikte Turhan Bey ile tanıştık. Abdülcanbaz’ı geleceğe taşımak bize nasip oldu. 

Modern yaşamda Abdülcanbaz gibi bir “İstanbul Beyefendi’sinden” alabileceğimiz en önemli ders sizce nedir?
İyinin kötü ile savaşı, doğrunun peşinden giden gazetecilik merakı, İstanbul, heyecanlı fantastik dünyalar, mekânlar, icatlar ve yaratıklar, arkadaşlık ve takım ruhu, birbirinden güzel kadınlar ve aşk… Hem oryantalist hem modern... Hepsi Abdülcanbaz maceralarında var.
Abdülcanbaz'dan "doğru" insan olmayı, "doğru" arkadaş olmayı, "doğru" maceraların peşinden gitmeyi öğreniriz diyebiliriz.

Sanayi 313’te Abdülcanbaz’ın koleksiyon baskılarına yer veriyoruz. Sanayi 313 ve Abdülcanbaz’ın ortak noktası sizce nedir?
Abdülcanbaz Projesi kapsamında dünya çapında kaliteli işler yapmak hedefindeyiz. Türkiye'de ilk defa bir çizgi roman "collectors edition" baskı formatında hazırlandı. 
Ekip olarak, Türkiye'de benzeri ilklere imza atılması gerektiğine inanıyor ve tasarım meraklılarının, sanat severlerin ve koleksiyonerlerin İstanbul'daki son gözdesi Sanayi 313 ile yenilikçi ve fark yaratan vizyonu ortak nokta olarak görüyoruz.

Abdülcanbaz için gelecek planlarınız neler? 
Bir büyük hedefimiz var. Dünya çapında ilgi görecek ve İstanbul’un ikonlarından biri olacak bir müze yapmak; İstanbul’a “Abdülcanbaz Müzesi’ni kazandırmak. Ve böylece İstanbul ile ayrılmaz bir bütün olan Abdülcanbaz’ın dünyada da Türkiye için bir marka değeri olmasını sağlamak.

Daha fazla bilgi için: www.abdulcanbaz.biz
MASLAK HEYKELLERİ
24.Haziran.2015
  • 2-2.jpgSevgi Karay, Ufuk Hattında Nuh'un Gemisi, 2015
  • 3-4.jpgCarole Turner, Sesler, 2015
  • 1-3.jpgMahmut Aydın, Tahakküm, 2015
Elgiz Müzesi’nde gerçekleşen Teras Sergileri, bu yıl “Ufuk Hattı” temasıyla yedinci kez gerçekleşiyor. daha fazla oku
Elgiz Müzesi’nde gerçekleşen Teras Sergileri, bu yıl “Ufuk Hattı” temasıyla yedinci kez gerçekleşiyor. Dört farklı kuşaktan otuz dört sanatçının bir araya geldiği sergide Mahmut Aydın, Cemre Demirgiller, Francesco Panceri, Carole Tuner & Adem Ünlü gibi isimlerin heykelleri gökyüzüne doğru uzanıyor. 16 Haziran – 7 Kasım tarihleri arasında ziyarete açık olan sergiyi gezmeyi dört gözle bekliyoruz.
BİZİ HEYECANLANDIRIYOR
13.Haziran.2015
  • ig791x602_1-4.jpg
  • ig791x602_2-4.jpg
  • ig791x602_3-4.jpg
Oto Sanayi Bölgesi’ndeki her olumlu gelişme bizi heyecanlandırıyor. ‘Atölye Maslak’ da onlardan biri! daha fazla oku
Oto Sanayi Bölgesi’ndeki her olumlu gelişme bizi heyecanlandırıyor. ‘Atölye Maslak’ da onlardan biri! Yakın komşularımızdan olan 42 Maslak, Oto Sanayi’deki atölyelerde konumlanan tasarımcı, sanatçı ve fotoğrafçı eserlerini 42 Maslak Art Space’te  ve sokaklarda sergiliyor. Küratörlüğünü Ali Bakova ve Gökhan Karakuş’un üstlendiği sergi ‘Atölye Maslak’, 11 Haziran – 14 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşirken, Oto Sanayi Bölgesi için kurduğumuz hayallerin çok da uzak olmadığının sinyallerini veriyor. 
BİR DOMUZ DAHA!
07.Haziran.2015
  • 791x602_5-2.jpg
Bu Sanayi 313’teki ikinci domuz. daha fazla oku
Bu Sanayi 313’teki ikinci domuz. İlk domuz buzları taşımakla görevliydi. Bizden ayrıldığında çok üzülmüştük. Şimdi ikinci domuza kapılarımızı açtık. İştahlı bir hayvancığa benziyor. Belki su içmekten sıkılmıştır. Biz de onu ilgiyle beslemeye karar verdik. Onu burada sahneye çıkardık. 
NEWTON. HORVAT. BRODZIAK
03.Haziran.2015
  • 791x602_6.jpgHelmut Newton Andy Warhol Paris, 1974 © Helmut Newton Estate
  • 791x602_3-2.jpgHelmut Newton In our kitchen Rue Aubriot, Paris 1972 © Helmut Newton Estate
  • 791x602_1-2.jpgSzymon Brodziak The Lamp Poland, 2008 ©Szymon Brodziak
  • 791x602_5.jpgSzymon Brodziak The Flower Lanzarote, Spain 2014 © Szymon Brodziak
  • 791x602_2-2.jpgFrank Horvat Shoe and Eiffel Tower Paris, 1974 ©Frank Horvat4
  • 791x602_4-3.jpgFrank Horvat Givenchy Hat Paris, 1958 © Frank Horvat
Helmut Newton Foundation kapılarını müthiş bir sergiye açmaya hazırlanıyor. daha fazla oku
Helmut Newton Foundation kapılarını müthiş bir sergiye açmaya hazırlanıyor. Helmut Newton’la beraber, moda ve portre alanındaki fotoğraflarıyla ünlü fotoğrafçılar Frank Horvat ve Szymon Brodziak’ın çalışmaları da sergide yer alacak. Helmut Newton’ın fotoğraflarında olduğu gibi nü fotoğraflar, Horvat ve Brodziak’ın çalışmalarında da önemli bir rol oynuyor. Horvat, 20. yüzyılın en etkili fotoğrafçıları arasında. 1950’lerden itibaren çektiği fotoğraflar Elle, Vogue ve Harper’s Bazaar gibi modanın öncü dergilerinde sergilenmeye başladı. Bozak ise erotizm ve kadınsı zarafeti bir araya getirdiği çalışmalarıyla ünlenen Polonyalı genç bir fotoğraf sanatçısı. Helmut Newton’un ikonlaşmış moda fotoğrafları ile nü, portre ve oto portre çalışmaları Horvat ve Brodziak’ın çalışmalarına eşlik ediyor olacak. 

“Newton. Horvat. Brodziak” sergisi 4 Haziran – 15 Kasım 2015 tarihleri arasında Berlin’deki Helmut Newton Foundation’da görülebilir. 
TUZ VE KARABİBER ALIR MIYDINIZ?
22.Mayıs.2015
  • david_image_gallery.jpg
Evet, biraz tuz ve karabiber alırız yalnız bize sadece David Shrigley’nin tuzu ve karabiberi iyi gelir. daha fazla oku
Evet, biraz tuz ve karabiber alırız yalnız bize sadece David Shrigley’nin tuzu ve karabiberi iyi gelir. David Shrigley İngiliz bir heykeltıraş, karikatürist ve müzisyen. Sanatı komik, tuhaf ve kavramsal olarak tarif edilebilir. Kokain ve eroin yazılı tuzluk ve biberlikler Straffordshire, İngiltere’de ince porselenden yapılıyor. Dükkandaki favori parçalarımızdan bir tanesi!
YOKO ONO MoMA’DA
18.Mayıs.2015
  • 4.jpgApple, 1966
  • 3.jpgSky Machine, 1966
  • 6.jpgWar is Over, 1972
  • 1.jpgCarnegie Recital Hall
  • 2.jpgCut Piece, 1965
Yoko Ono, The Museum of Modern Art’a geri dönüyor. Müzede 40 yıl önce gerçekleştirdiği sergi “Museum of Modern (F)art”, yerini “Yoko Ono: One Woman Show: 1960-71” sergisine bırakıyor. daha fazla oku
Yoko Ono, The Museum of Modern Art’a geri dönüyor. Müzede 40 yıl önce gerçekleştirdiği sergi “Museum of Modern (F)art”, yerini “Yoko Ono: One Woman Show: 1960-71” sergisine bırakıyor. Sanatçının eski işlerinden yaklaşık 125 tanesini bir araya getiren bu sergide, Yoko Ono’nun objeleri, kağıt üzeri çalışmaları, enstalasyonları, performansları, ses kayıtları ve filmlerine yer veriliyor. Pleksi bir sütuna yerleştirdiği tek bir meyve olan “Apple, 1966”dan tutun da, güncel sanat tarihinde önemli bir rol oynamış performansı “Cut Piece, 1964”e kadar sanatçının önemli çalışmaları sergide sanatseverlerle buluşuyor. “Yoko Ono: One Woman Show: 1960-71” New York’un sıcak yaz günlerinde Eylül ayının başına kadar görülebilir.  
6. SOKAKTAN BÜYÜK BİR SES
14.Mayıs.2015
  • 791x602_1.jpg
  • 791x602_2.jpg
  • 791x602_3.jpg
  • 791x602_4.jpgGünnur Özsoy atölyesinde
Büyük boy heykelleriyle ünlenen sanatçı Günnur Özsoy 6. sokaktan bildiriyor. Hemen bir blok üstümüzdeki bu şirin sokak sanatçılar tarafından kuşatılmış durumda. Özsoy sokakta eski Sanayililerden yalnızca iki kişinin kaldığını söylüyor. Biri tornacıymış, diğeri kaportacı... daha fazla oku
Büyük boy heykelleriyle ünlenen sanatçı Günnur Özsoy 6. sokaktan bildiriyor. Hemen bir blok üstümüzdeki bu şirin sokak sanatçılar tarafından kuşatılmış durumda. Özsoy sokakta eski Sanayililerden yalnızca iki kişinin kaldığını söylüyor. Biri tornacıymış, diğeri kaportacı...

Şu sıralar neler yapıyorsunuz?
Önümüzdeki yıl Aralık ayında, PG Art Gallery’de gerçekleşecek sergim için çalışıyorum. Yapılan eskizler arasından seçim yapmak, nasıl bir sergi olacağına karar vermek ve onların bir süre demlenmesini beklemek uzun zaman alıyor. Önce kendim doya doya incelemeliyim ki, sonra galeriye gönderebileyim. Fakat bu aralar biraz kaytarmaya başladım çünkü öğle yemeklerimi yiyebileceğim şahane bir komşum var. Sanayi 313 için çekiniyorum çünkü ne kadar üstümü başımı temizleyip de gelsem, etrafa toz, duman ya da strafor saçtığım oluyor. 

Nasıl malzemelerle çalışıyorsunuz? Önümüzdeki serginiz için planlarınız neler?
Şimdiye kadar bronz, alüminyum döküm, taş, pirinç, metal, pleksi, keçe, polyester  gibi değişik malzemelerle çalıştım. Soyut düşündüğüm için organik formlu işlerin kraliçesiyim diyebilirim. Yeni serim de soyut/organik formlu bir seri. Kişisel sergilerimde, fikir olarak her zaman bir veya birkaç kavramın birleşmesiyle çalıştım. Bu sergide de yaşadığım, tecrübe ettiğim şeyler kavramın belirleyicisi olacak. O güne kadar her şey nasıl dönüşür bilemiyorum. 

Sanayi 313 için bir obje/heykel tasarlayacak olsanız bu ne tarz bir şey olurdu?
Sanayi 313 nefes alınacak bir yer. Bu kadar yakında, hem son derece sıcak karşılandığımız, hem de yemekleri leziz ve temiz bir yerin varlığı çok güzel. Bence Enis’in yaptığı iş hiç kolay değil. Bu denli çeşitli ürünü bir arada barındırmak pek de kolay olmamalı. Belki Oto Sanayi’de atölyesi olan sanatçılardan birer iş alınıp bir süreliğine sergilenebilir. Örneğin kapının girişinde bir heykel, içeride bir resim vs. Eserin altına bilgiler yazılır. Böyle bir ortaklık çok güzel olur. Çünkü burada Sanayi denen alanı paylaşıyoruz, ruhlarımız da birbirinden uzak değil. 

6. sokağın ayrıcalıkları nedir?
Birincisi 313’e yakın (gülüyor). Ve sokakta yalnızca iki tane esnafın, eski Sanayilinin kalmış olması. Biri tornacı, diğeri kaporta işi yapıyor. Geriye kalanlar ya sanatçı, ya sinema sektöründen ya da tasarım yapıyor. 

Buranın geleceği ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Burada çok sanatçı var. Sanayi Bölgesini dönüştürecek yatırımcılar için korunması ve iyi değerlendirilmesi gereken bir cevher olduğunu düşünüyorum
DİASPORA ANADOLU'DA BÜYÜK BİR KÖY
07.Mayıs.2015
  • diaspora-791x602-1.jpg
  • diaspora-791x602-2.jpg
  • diaspora-791x602-3.jpg
  • diaspora-791x602-4.jpg
Hrant Dink’in bu sözlerinden alıntı yaparak; Fransa’da yaşamasına rağmen ülkemizden ne denli beslendiğini anlatan dünya çapındaki sanatçımız Sarkis, İtalyanca’da nefes alma anlamına gelen Respiro isimli projesiyle Venedik Bienali 56. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonunda yerini alıyor. daha fazla oku
Hrant Dink’in bu sözlerinden alıntı yaparak; Fransa’da yaşamasına rağmen ülkemizden ne denli beslendiğini anlatan dünya çapındaki sanatçımız Sarkis, İtalyanca’da nefes alma anlamına gelen Respiro isimli projesiyle Venedik Bienali 56. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonunda yerini alıyor.
Sanatçı, 9 Mayıs-22 Kasım tarihleri arasında Türkiye Pavyonunu bir tiyatro sahnesine dönüştürecek. Aynalar, vitray panolar ve mekana özgü üretilmiş neon ışıklandırmalardan oluşacak yerleştirme için kavramsal sanatçımız, zamanların başlangıcına, ilk gökkuşağına, ışığın ilk kırılma anına gideceğimizi, tarihin belirli anlarına sabitlenmek yerine bugünün ve uzak geçmişin güncelliğine aynı anda sahip çıkacağımızı söylüyor. Uzun zamandır orada var olmuş bir yapıt gibi, tüm bienal süresince bu tiyatro sahnesinin nefes alıp vermeye devam edeceğini, arka planda her zaman müziğin var olacağını da dile getiriyor.
Sarkis Venedik Bienali’ndeki sergisini büyük bir nefese benzetiyor. 1915’e gönderme yaparak  2015 yılında çağırılmış olmayı tarihi bir durum olarak gördüğünü söylüyor. Bu yüzyıllık sıkışıklığı sanat diliyle pozitife dönüştürmenin gerekliliğini vurguluyor.
KÜBA ESİNTİSİ
06.Mayıs.2015
  • Beril-Gulcan2.jpg
  • Beril-Gulcan1.jpg
  • Beril-Gulcan4.jpg
  • Beril-Gulcan3.jpg
  • Beril-Gulcan5.jpgBeril Gülcan
İstanbullu bir fotoğrafçı olan Beril Gülcan ilk solo sergisini Brooklyn Pure House eşliğinde New York’ta açıyor. daha fazla oku
İstanbullu bir fotoğrafçı olan Beril Gülcan ilk solo sergisini Brooklyn Pure House eşliğinde New York’ta açıyor. “I See a Red Door” (Kırmızı Bir Kapı Görüyorum), Beril’in üzerinde çalıştığı üç farklı projeyi konu alıyor: “Blackface”, “Küba” ve kolaj çalışmaları. Biz Küba esintisine aşık olduk ve bu yöne odaklanmak istedik. 
Şehrin adeta bir zaman makinesi olması, Beril’in ilgisini çekmesine sebep oldu. Kapitalist kültürün etkilerinden uzak nadir yerlerden biri olduğu için Beril, oradaki insanları ve onların yaşam biçimlerini ilk elden deneyimlemek istedi. Sonunda Küba’dan, oranın kültürüne, insanlarına, mutlu ve basit yaşam biçimlerine aşık olarak ayrıldı. Beril’in Küba’da çektiği fotoğraflarda, bu şehre ve insanlarına hissettiği tutkuyu görebiliyoruz.

*Şu sıralar New York’ta iseniz, 1 Mayıs ve 12 Haziran tarihleri arasında PUREHOUSE – The Kitchen’a (473 Grand St. Brooklyn 11211) uğramayı unutmayın. 
THE SELBY OTO SANAYİ’DE!
30.Nisan.2015
  • selby_791x602-2.gif
The Selby artık çok popüler. Ama kaçıranlar için küçük bir tanıtım paragrafı fena olmaz. daha fazla oku
The Selby artık çok popüler. Ama kaçıranlar için küçük bir tanıtım paragrafı fena olmaz. Todd Selby fotoğrafçı, direktör, yazar ve illüstratör. Selby 2008 yılında arkadaşlarını evlerinin içinde fotoğraflayarak postlar hazırlamaya ve web sitesinde bu postları paylaşmaya başladı. The Selby o kadar popüler oldu ki, dünyanın dört bir yanından insanlar evlerinin bu sitede yayımlanmasını ister hale geldiler. Henüz The Selby’yi ziyaret etmediyseniz, biran önce harekete geçmeli ve etkilenmeye hazırlıklı olmalısınız!
Web sitenin yanında Todd Selby, 2010 yılından beri üç farklı kitaba imza attı. Müzisyenlerin, sanatçıların ve yazarların evlerini konu alan “The Selby is In Your Place” (The Selby Evinizde), gastronomi dünyasından enteresan insanların mutfakları, bahçeleri ve restoranlarına odaklanan “Edible Selby” (Yenilebilir Selby) ve moda çevresindeki renkli insanların hayatlarını keşfe çıkan “Fashionable Selby” (Modaya Uygun Selby) Sanayi 313, Oto Sanayi’de yerlerini aldılar.
Todd Selby henüz Sanayi 313’ü ziyaret etmedi ama kitapları kendisini temsil etmek ve bir gün bizi ziyaret edeceğinin sinyallerini vermek üzere kütüphanemizde bize gülümsüyorlar!
“SANATIN SANAYİ BÖLGESİNİ SOYLULAŞTIRAN BİR YAPISI VAR.”
28.Nisan.2015
  • aycatelgeren-791x602-3.jpg
  • aycatelgeren-791x602-2.jpg
  • aycatelgeren-791x602-4.jpg
  • aycatelgeren-791x602-1-2.jpgAyça Telgeren
5 Mayıs – 6 Haziran tarihleri arasında üçüncü kişisel sergisiyle Galerist’te yer almaya hazırlanan sanatçı Ayça Telgeren’le Kadıköy’deki atölyesinde mini bir röportaj yaptık. daha fazla oku
5 Mayıs – 6 Haziran tarihleri arasında üçüncü kişisel sergisiyle Galerist’te yer almaya hazırlanan sanatçı Ayça Telgeren’le Kadıköy’deki atölyesinde mini bir röportaj yaptık.

Galerist’teki yeni serginiz “Sanatçının Eli” için neler söylemek istersiniz?
Kendimin değiştiğini söyleyebilirim. Sergi aslında bir başlangıcı anlatıyor. Ucunu açık bıraktığım birçok hikayeyi tamamlıyorum. Yeni bir döneme geçisin hazırlık sergisi diyebilirim. Bu sefer kağıtla çalışmalarımın yanına boyayı da ekledim. Boya ile kağıdı karıştırdım. Malzemeyi ve üretilen işi kanal olarak gördüğüm için sergide asıl olarak benim değiştiğimi göreceğiz.

Bir de işbirliğiniz var bu sergide...
Evet. Müzisyen ve elektro gitar virtüözü Cem Köksal’ın kendi tasarımı olan ‘Shark’ gitarlarının üçüncüsü benim için özel olarak üretiliyor. 2011 yılında çizdiğim ‘Sanatçının Eli’ isimli bir desen çalışmam vardı. Bu çalışma tekniğinden çıkışla, ‘Sanatçının Eli’ kurgusuyla, Köksal’ın el kalıbını baz alarak, gitarın üzerini desenliyorum. Bu, benim için çok büyük bir heyecan kaynağı...

Oto Sanayi Bölgesi’ne uğrar mısınız? 
Arkadaşlarım var. Onların atölyelerini ziyaret ediyorum. Kemal Tufan, Ayla Turan... Bir de öğrencilik zamanında orada bir sürü arkadaşımın atölyesi vardı. Hep gidip gelmiştik. O zamanlar şartlar çok kötüydü. Su bulunamazdı. Özellikle heykeltıraşlar için fiziki olarak çok uygun ama altyapı sıkıntısı var. (Bana kiraların ne durumda olduğunu soruyor, ben de giderek arttığını söylüyorum.) Sanatın Sanayi Bölgesi’ni soylulaştıran bir yapısı var. 
DÜKKANIN GOTİK KÖŞESİ
22.Nisan.2015
  • 2alice-wease-791x602-5.jpg
  • alice-wease-791x602-8.jpg
  • 1alice-wease-791x602-6.jpg
  • 3alice-wease-791x602-1.jpgAlice Waese Çizimleri
  • 4alice-wease-791x602-9.jpgAlice Waese Çizimleri
  • Alice-Wease-portrait-sanayi313_2.jpgAlice Waese
Alice Waese’in takı tasarımlarından oluşan gotik köşeyi keşfetmek pek de kolay değil. Dikkatlice bakıldığında, birkaç parçalı gümüş yüzük, çengelli iğne şeklindeki küpeler, iki parmağı kapsayan gümüş yüzük göze çarpıyor. Alice yalnızca takı tasarımıyla yetinmiyor, çizim de yapıyor. Ve öyle güzel çiziyorki, yeteneğine şaşırmamak mümkün değil. daha fazla oku
Alice Waese’in takı tasarımlarından oluşan gotik köşeyi keşfetmek pek de kolay değil. Dikkatlice bakıldığında, birkaç parçalı gümüş yüzük, çengelli iğne şeklindeki küpeler, iki parmağı kapsayan gümüş yüzük göze çarpıyor. Alice yalnızca takı tasarımıyla yetinmiyor, çizim de yapıyor. Ve öyle güzel çiziyorki, yeteneğine şaşırmamak mümkün değil.

Seni anlatan beş sıfat söyler misin bizim için?
Deneysel, araştırmacı, işine bağlı, karmaşık, eğlenceli.

Takı tasarlamaya nasıl başladığını anlatan bir paragraf alalım senden...
Şiir, moda ve güzel sanatlar okuduktan ve Maria Cornejo’nun tasarım asistanlığını yaptıktan sonra takı tasarımına başladım. Takı tasarımı çalıştığım branşların ardından organik olarak hayatıma girdi. Takı bir açıdan heykel, moda ve şiirin kıymetli bir bileşimi. 

Tasarımdaki stilini tarif eden bir cümle desem:
İşlenmemiş ve biraz garip.

En çok ilham bulduğun üç şey:
Hayvanlar alemi, eski pijamalar ve erkek giyimi, ham materyaller. 

Ne için ve neyi çiziyorsun?
Sanırsam ruhani ve yaratıcılığın getirdiği gereklilikten ötürü çiziyorum. Çizim sürecinin kendisi meditasyon gibi ve koleksiyonum için ilham bulmamda bana yardımcı oluyor. Çizimlerimin konuları değişiyor. Genellikle insanlar, hayvanlar, objeler ve doğa arasındaki ilişkileri konu ediniyorum. Efsanevi savaşları tasvir ettiğim ve pek çok konuyu bir araya getirdiğim çalışmalarım da var.
Ressam bir babayla büyüdüm ve hayatta tek bir kuralı vardı “hiçbir zaman silme”. Bu kural sanat çalışmalarımda ve kariyerimde büyük bir rol oynuyor. 

İstanbul ve Sanayi 313 için hislerin neler?
İstanbul’a bir kere geldim ve bayılmıştım. Pazarlar, hamamlar, tekstil, Ezan sesleri; hepsi çok ilham vericiydi. Sanayi 313 çok güzel bir yere benziyor ve ürünlerin harmanlanış şekli müthiş.

Senin için sayılar ne ifade ediyor?
Eğer doğru şekilde öğretilirse matematiğin çok güzel bir branş olabileceğini düşünüyorum. Matematikçi olmayı çok isterdim. 

Şanslı numaran nedir ve neden?
Her zaman 7 şanslı numaram oldu. Nedendir bilmiyorum, belki de önceki hayatlardan...

Bizi ne zaman ziyaret edeceksin?
En yakın zamanda!
WHILE YOU ARE SURFING
18.Nisan.2015
  • sanayi313_1.png
  • sanayi313_2-2.png
  • sanayi313_3.png
Arslan Sükan’ın yeni sergisinin adı “While You are Surfing” (Sen Sörf Yaparken). daha fazla oku
Arslan Sükan’ın yeni sergisinin adı “While You are Surfing” (Sen Sörf Yaparken). Sükan dijital aletlerin yüzeylerini tarıyor ve elde ettiği görüntülerdeki parmak izlerini, tozları ve çatlakları daha belirgin hale getiriyor. Bunun sonucunda, ortaya estetik bir görüntü çıkıyor. Sükan’ın fiziksel ve dijital dünya arasındaki işaretlerin peşine düşen fotoğrafları New York’taki Five Eleven Galeri’de sergilenmesinin hemen ardından, 16 Nisan – 24 Mayıs tarihleri arasında ISTANBUL’74’te sanatseverlerle buluşuyor. 
KUZEY AVRUPA’DAN
14.Nisan.2015
  • 2Maria-rudman-791x602-7.jpg
  • 3-Maria-rudman-791x602-6.jpg
  • 4-Maria-rudman-791x602-1.jpg
  • Son-Maria-rudman-791x602-4.jpgMaria Rudman
Elle örülmüş deri bileziklerin tasarımcısı Maria Rudman Kuzey İsveç’in en yetenekli el işi ustalarıyla çalıştığını söylüyor. Unutulmuş bir zanaat olan bu güzel tekniğin usulünü bilen zanaatkar sayısının da çok az olduğunu dile getiriyor. daha fazla oku
Elle örülmüş deri bileziklerin tasarımcısı Maria Rudman Kuzey İsveç’in en yetenekli el işi ustalarıyla çalıştığını söylüyor. Unutulmuş bir zanaat olan bu güzel tekniğin usulünü bilen zanaatkar sayısının da çok az olduğunu dile getiriyor. 

Sizi daha yakından tanımak isteriz...
İsveç’te, ailem tarafından toplanmış el sanatı işlerinin bolca yer aldığı bir evde büyüdüm. Ailemin bir kısmı Kuzey İsveç kökenli. Ben de onların sayesinde erken yaşta, Kuzey İskandinavya’nın ilk halkı Saami kavminin gelenekleri, el işi sanatları, tarihi ve güzelliğiyle tanışma şansına eriştim. 
Dünyayı tanıma hevesiyle, model ve fotoğrafçı olmak üzere 17 yaşında İsveç’ten ayrıldım. Bu bana dünyayı keşfetme ve bir dünya vatandaşı olma fırsatını yaşattı. Sonrasında Paris’e yerleştim ve ‘rock’ müziği üzerine bir Fransız kanalında program sunmaya başladım. Hayatım çok çekici gözükse de, içimdeki o tutku her zaman Kuzey’deki kökenlerime ait kaldı.

Teker teker elle örülmüş ve işlenmiş bu muhteşem bilezikleri siz yaratıyorsunuz. Bu işe nasıl başladınız?
‘Moda ve tasarım’ dünyasına önce bir model, televizyon sunucusu, fotoğrafçı, moda stilisti ve kostüm tasarımcısı olarak adım atmıştım. Eski ile moderni karıştırma güdüm her zaman vardı. Anneannemin dolabında vintage bir parça bulur, onu Japon veya Fransız bir tasarımcının yepyeni bir elbisesiyle birlikte giyerdim. Bir seferinde elle örülmüş deri bir bilezik takıyordum, sonradan müşterim olan bir bey kendi dükkanı için birkaç parça tasarlamamı istedi. 20 yıl önce işte bu şekilde bilezik hikayem başlamış oldu. 

İstanbul’da; Sanayi 313’te bileziklerinizi Türk müşterilerle buluşturma konusunda neler hissediyorsunuz? Daha önce İstanbul’a geldiniz mi, evet ise şehrimizi nasıl buldunuz?
İşin başından beri özel ve yüksek standartlardaki dükkanlar tarafından desteklendiğimiz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. 313, tasarımlarımızı İstanbul’la tanıştırmak isteyince çok mutlu oldum. İstanbul, geniş ve zengin sanat tarihi, kültürü ve el işçiliğiyle çok özel bir yer. Türkiye’de çok güzel anılarım var. İnsanların nazikliği, modern ve eski arasındaki kontrast, geçmişin etkileyici kalıtımları ve müthiş yemekler beni çok etkilemişti. 

Mutluluk sizin için nedir?
Bugün İsveç’te, kendi evimdeyim. Gölün kenarındaki ormanda yürüyüş yapıyorum. Zorlu bir kışın ardından bahar geliyor. Kuzey Avrupa’nın soğuğundan kaçmak için aylarca yolculuk eden kuşların “geri geldik” diye bağrışmalarını dinlemekten keyif alıyorum. Benim için mutluluk budur.

Şu aralar nasıl bir ruh hali içindesiniz?
Annem bir keresinde bana şöyle demişti: “Kimse bir şeyi ne kadar hızlı yaptığını göremez, herkes onu ne kadar iyi yaptığını görebilir.” Bazen daha yavaş hareket etmek istiyorum, hayatın yolunu takip etmek ve keyfine varabilmek... Geriye baktığımda ne denli mutlu olduğumu görebilmek... Yaptığınız şeylerden asla pişmanlık duymayın, yalnızca yapmadıklarınızdan duyun. 
EDEBİYAT VE HEYKEL BİR ARADA
08.Nisan.2015
  • g1.jpg
  • g2.jpg
Kemal Tufan, Pg Art Gallery’deki “Dictionarium” isimli sergisinde kalem imgesini yalnızca bir yazı yazma enstrümanı olmanın ötesine taşıyor. daha fazla oku
Kemal Tufan, Pg Art Gallery’deki “Dictionarium” isimli sergisinde kalem imgesini yalnızca bir yazı yazma enstrümanı olmanın ötesine taşıyor. Çalışmalarında edebiyat ve heykelin yapısal özelliklerinden aynı anda yararlanan sanatçı bu sergisinde kalemi kişisel ve toplumsal belleğin kayıtlarına yönelik bir gösterge olarak kullanıyor. Kemal Tufan’ın kalem formundaki kafes heykelleri 4 – 30 Nisan tarihleri arasında görülebilir. 

www.pgartgallery.com
SEÇKİN PİRİM SANAYİ 313’E UĞRADI!
06.Nisan.2015
  • seckin_pirim2.jpgSeçkin Pirim'in Oto Sanayi'deki atölyesi
  • seckin_pirim5.jpgSeçkin Pirim'in Oto Sanayi'deki atölyesi
  • seckin_pirim1.jpgSeçkin Pirim'in Oto Sanayi'deki atölyesi
  • seckin_pirim3.jpg
Evrensel bir sanatçı olma yolunda sağlam adımlarla ilerleyen heykeltıraş Seçkin Pirim, Oto Sanayi’deki atölyesinden kahve içmek üzere Sanayi 313’e uğradı. daha fazla oku
Evrensel bir sanatçı olma yolunda sağlam adımlarla ilerleyen heykeltıraş Seçkin Pirim, Oto Sanayi’deki atölyesinden kahve içmek üzere Sanayi 313’e uğradı. Motosikletini kapımızın önüne park etti ve sonrasında neredeyse her gün park etmeye devam etti.

Rutin ve rutini bozmak. İşlerinizde bu ikiliye yer verdiğinizden bahsediyorsunuz. Şu sıralar rutin olarak ve rutininizin dışında neler yapıyorsunuz?
En büyük rutinim atölyem diyebilirim. Pazar günleri de dahil olmak üzere sabah yedi itibariyle atölyeye giriyorum. Rutin ama zevkli bir rutin bu. Bunu bozmak için genelde motora atlayıp bir yerlere gidiyorum. Örneğin geçen ay motorla Cape Town’daydım, Güney Afrika turu yaptık. 

Sanayi 313’ü ziyaret etmek rutininizi bozdu mu mesela?
Hayır bozmadı. Buraya gelmeyi istiyordum. Hayatta kesişmeler oluyor, o kesişmeler hiçbir şeyin tesadüf olmaması gibi. Şuanda burada seninle konuşuyor olmak aslında benim için çok verimli. Ben buradan senin haberin olmadan bir şey alıp götürüyorum.

İşlerinize geri dönecek olursak; kağıtla çalışmak sizi hangi yönleriyle motive ediyor? 
Son üç-dört yıldır kağıtla çok haşır neşirim. Aynı zamanda akrilik heykeller de yapıyorum ama kağıt bir yandan hep ilerliyor. Kağıtla ilk çalışmaya başladığım zaman sınırların çok açık olmasını sevmiştim. O kadar çok şey yapılabileceğini gördüm ki...  Bir de sabırsız olduğum için çabuk sonuç alabilmek hoşuma gidiyor. Dezavantajı da var tabii. İşi bir sanat eserine dönüştürdüğünüz zaman, bir sanatçı olarak ‘yaptığım eser hayat içerisinde yolunu bulsun, sonra da eriyip gitsin, belki de yok olsun’ lafını söyleyebilirim. Ancak bir koleksiyoner böyle düşünmüyor. Eseri koleksiyonunda ömür boyu görmek istiyor, belki de sonrasında ‘çocuğuma kalsın’ diyor vs. Bunları düşündüğünüz zaman kağıt kağıttır sonuçta. Üstüne bir su döküldüğünde yok oluyor. Bu teknik detaylar üzerine kafa yoruyorum. Mühendis gibi çalışıyorum. 

Bir sonraki projeniz nedir, şu sıralar ne üzerine çalışıyorsunuz?
Şu sıralar yurt dışı projeleri var. Hong Kong Art Basel’e beraber çalıştığım bir galeri katıldı, onlara bir iş gönderdim. Bir buçuk ay kalmak üzere Şangay’a gidiyorum, bir sergi hazırlayacağım. Burada ise Çanakkale’de bir açık hava alanı için heykel yapıyorum. Bugüne kadar yaptığım en büyük heykel olacak; içerisinde yürünebiliyor. 

Sanatınızı nasıl bir noktaya taşıma planlarınız var?
Asıl amacım sanatımı evrensel bir noktaya taşımak. Ben öğrenciyken de para biriktirir, yurt dışına sanat fuarlarına, sergilere giderdim. Dünyayı dolaşmak için kendime hep olanaklar sağlamaya çalışıyorum. 


İşlerinizi Oto Sanayi’deki atölyenizde sürdürüyorsunuz bildiğim kadarıyla... Oto Sanayi’de çalışmanın artıları ve eksileri neler?
Buranın en güzel günü pazar. Bomboş, kimsecikler yok. Kurtarılmış bir bölge gibi gözüküyor. Hafta içi ise, çok çalışan bir yer olmasını seviyorum. Herkes bir şey üretiyor. Örneğin bir malzeme almaya çıkıyorum. Ustalar çalışıyor, arabalar yıkanıyor... Bir sirkülasyon var ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Motivasyon gibi bile oluyor. Bir de hiçbir yere çıkmadan bütün işlerimi halledebiliyorum. Beyoğlu’ndayken demirci için Oto Sanayi’ye gelirdim, malzeme için Karaköy’e giderdim.  O yüzden burası cennet gibi. Hiç buradan çıkmadan beş ay yaşayabilirsiniz. Atölyemin üst katı da yaşama alanı. Haftanın dört günü orada kalıyorum. Öğle yemeklerine artık Sanayi 313’e gelirim. Bir de böyle bir bölgede bir anda kapıdan girince Sanayi 313 gibi bir yerle karşılaşma gibi sürprizler var. Bu müthiş bir şey. 

Sanayi 313 sizde ne gibi hisler uyandırdı. Buradan esinlenerek bir heykel yapacak olsaydınız, nasıl bir şey yaratırdınız?
Buraya ilk geldiğim zaman her şeyin çok özenle seçilmiş olduğunu hissettim. Burada zaman geçiririm, şuanda buradan 40 parça alıp çıkarım. Burası için güzel bir obje tasarlarım, bir köşede durmasını da isterim. 

Oto Sanayi sizce 10 yıl sonra nasıl bir konumda olacak?
Nasıl bir yer olacağını bilemiyorum. Türkiye gibi bir ülkede, yarın ne olacağını bilmezken bu soruya cevap vermek çok ütopik olur. Nasıl bir yer olmasını istediğim hakkında konuşabilirim ama. O kadar güzel bir yer olabilir ki... Burada galeriler, restoranlar, atölyeler, dükkanlar açılsa; dünya buraya akabilir. Benim en büyük hayalim atölyemin olduğu sokaktaki tüm üst katları almak, aradaki duvarları yıkmak ve çok geniş bir atölye yapmak. Ahşap, demir, kağıt atölyeleri yan yana...
SEDA GAZİOĞLU SANAYİ 313 İÇİN ÇİZDİ
31.Mart.2015
  • 01.jpg
  • seda_crop.jpg
Büyük bir gelişme içerisinde olan genç sanatçı Seda Gazioğlu atölyesini bizden bir sokak öteye; Oto Sanayi’ye taşırken Sanayi 313’ü ziyaret etti ve burası ile ilgili hislerini çizimine yansıttı. Sonrasında Seda neden bir çarkın içine kadın suratı çizdiğini ve sanatçılar için Sanayi Bölgesindeki yaşamı anlatmayı da ihmal etmedi. daha fazla oku
Büyük bir gelişme içerisinde olan genç sanatçı Seda Gazioğlu atölyesini bizden bir sokak öteye; Oto Sanayi’ye taşırken Sanayi 313’ü ziyaret etti ve burası ile ilgili hislerini çizimine yansıttı. Sonrasında Seda neden bir çarkın içine kadın suratı çizdiğini ve sanatçılar için Sanayi Bölgesindeki yaşamı anlatmayı da ihmal etmedi.
 
Bugün kahvaltıda ne yedin?
Peynirli börek.
 
Sanat adına yaptığın ilk şey neydi?
Kendimi bildim bileli resim çizen bir çocuk oldum. 9-10 yaşlarımda ytong’dan oyarak yaptığım smokin giymiş canavar heykeli sanat adına yaptığın ilk şeydi.
 
Sanayi 313 için çizdiğin resimle ilgili hislerin neler? Bir çarkın içerisinde yer alan kadın suratını çizmeye seni yönelten ne oldu?
Sanayi 313’ü bugünkünden öte, Sanayi Bölgesinin gelecekteki halini simgeleyen bir yer olarak gördüm. Bu hissimden yola çıkarak, bugünkü Sanayi Bölgesini temsil eden bir çarkın içerisine, saçları bitkiden oluşan, biraz şaşırmış ama kendinden emin bakışları olan bir kadın suratı çizdim. Bitki kullanmam yeni bir hayatın yeşerdiğini simgelediği gibi, böyle bir mekanın bu derecede doğal gelişimini birebir izlemiş olmamın heyecanını da yansıtıyor.  Sanayi 313’te antika görünümlü ve antika tasarımların yer alması ve içerisindeki restoranın sağlıklı bir menüye sahip olacağını bilmek tüm bunları destekleyen faktörlerdi.
 
Bugünlerde Oto Sanayi’de bir atölyeye taşınmaya hazırlanıyorsun.  Bu bölgede çalışmaya  nasıl karar verdin, burada sanatçılar için yaşam nasıl? Bir gün tamamen burada yaşadığını hayal edebiliyor musun?
Yaklaşık 2.5 yıldır, neredeyse İstanbul’daki tüm vaktimi bu sokakta (Sanayi Bölgesi 2. Kısım 6. Sokak) geçirdiğim için, en büyük hayalim burada kendime ait bir atölyem olmasıydı. Bunu gerçekleştirdiğim için çok mutlu ve heyecanlıyım. Buranın İstanbul’un göbeğinde olmasına rağmen, insanı şehir hayatından izole edebilmesi en ideal özelliklerinden biri. Sanatla uğraşan bir sürü komşum olması benim için bu bölgeyi motivasyon sağlayan ve ilham veren bir alana çevirdi. Bu sebepler sayesinde yakın bir gelecekte muhtemelen tamamen burada yaşıyor olacağım.
 
Öbür dünya için ne düşünüyorsun?
Her zaman anı yaşamaya çalışan ve kendimi bu konuda tetikleyen biriyim. Dolayısıyla burası dışında çok fazla düşünmemekten yanayım.
 
Hayatta sana en çok ilham veren üç şey nedir?
İnsan psikolojisi (özellikle psikolojik hastalıklar ve sağ beyin), yaşanmışlık taşıyan objeler ve karanlık.

Evinde veya stüdyonda kendi kendine dans eder misin? Evet ise, nasıl bir müzik eşliğinde dans edersin?
Evet! En çok çocukluğumda dinlediğim şarkılar, yani yabancı 90’lar eşliğinde..
 
Bugünlerde ne üzerine çalışıyorsun?
Şuan bir süredir üzerinde çalıştığım, dünyamızdaki eşitlik kavramını sorgulayan projem için bir enstalasyon çalışması yapmaktayım.
 
Bir daha bizi ziyarete ne zaman ve hangi sebeple geleceksin?
Çok keyifli bir ortam olacağına eminim, bu yüzden en yakın zamanda geleceğim.
VİDEO
30.Mart.2015
  • image2.jpgMurathan Özbek
  • image1-2.jpgVeysel Değertekin
Murathan Özbek pek çok ödüle laik görülmüş bir fotoğraf/video sanatçısı. Veysel Değertekin ise sanatsal videolara imza atan başarılı bir yapımcı, fikir adamı ve mühendis. Bu ikili bir araya gelince Sanayi 313’ün sanatla karışık videosu ortaya çıktı. daha fazla oku
Murathan Özbek pek çok ödüle laik görülmüş bir fotoğraf sanatçısı. Veysel Değertekin ise sanatsal videolara imza atan başarılı bir yapımcı, fikir adamı ve mühendis. Bu ikili bir araya gelince Sanayi 313’ün sanatla karışık videosu ortaya çıktı. Biz de peşlerini bırakmadık, Murathan ve Veysel’e videoyla, kendileriyle, Oto Sanayi’yle ilgili sorularımızı sorduk.  

Bize birer cümleyle kendinizi tanıtır mısınız?
M: Kendi cümlelerini kurmaya çalışan biriyim.
V: Görsellik peşinde koşan, hayallerini bunun üzerine tasarlayan, sanat ile mühendisliğin bağını en iyi şekilde kurmaya çalışan bir fikir adamı ve uygulayıcısıyım.

Sanayi 313’e ilk geldiğinizde neler hissetmiştiniz?
M: İlk geldiğimde inşaat halinde bir yerdi. Oranın Enis'in düşüne dönüşeceği hissiyle etrafa yani boşluğa bakıp durmuştum. O his merak uyandırdı bende, oranın nasıl olacağına dair tahminler yürütmeye başladım.
V: Oto tamircilerine kısmet yüksek tavanlı bir mekanın bir mimar tarafından nasıl yaşanılır hale getirileceğinin merakı ve heyecanı.  

Peki, Sanayi 313’ü en son ziyaret ettiğinizde neler hissettiniz?
M: Düş gerçek olmuştu. Böyle güzel bir gerçeklik beni tabii ki çok etkiledi. Orada olmaktan, başından sonuna olanlara tanıklık etmekten çok mutlu oldum.
V: Organik olarak birbirine bağlanmış mekanlarda, mimari ve sunulan tasarım ürünleri açısından estetiğin, yemek menüsü ile de lezzetin zirvesine ulaştığı hissi.

Bu hisleriniz dükkan üzerine çektiğiniz videoya nasıl yansıdı?
M: Dönüşümü göstermeyi amaçlayan bir video hazırlamaya çalıştık. Ama zihinde olan dönüşümü yani bir hayalin gerçeğe nasıl dönüşebileceği düşüncesini fotoğraflamak mümkün değil galiba. O düşünceye yaklaştıysak ne mutlu bize.
V: Aslında Sanayi 313 içerisinde birbirine organik bir şekilde bağlanmış üç ayrı mekan mevcut. Biz bu projeyi ilk duyduğumuzda, bu mekanların arasında gezinme hissi uyandırması için kayan kamera hareketleri kullanmayı tercih ettik. Şu an videoyu tekrar tekrar izlediğimde de aynı hisse kapılıyorum, zirvede bir mekan olmuş.  

Veysel, senin hangi sanatsal yönün veya yönlerin videoda karşımıza çıkıyor?
Kurgu ve tasarım diyebilirim. Bu işe başlamadan önce videonun nasıl bir dili olacağını, çekeceğimiz tüm açıları, mekanın önceki ve sonraki haline nasıl geçeceğimizi, nasıl bir müzik kullanacağımızı belirlemiştik.    

 Murathan, senin fotoğraflarında gerçeküstü, insanı rüya alemine sürükleyen enteresan bir duygu var. Bu duyguya Sanayi 313’ün videosunda da rastlıyor muyuz?
O kadar gerçeküstü bir video değil çünkü gerçeğin güzelliğinin peşinde. Ben fotoğraflarda gerçeğin uzağına gitmeye çalışıyorum. Teknik olarak benzerlikler olabilir.

Böyle yaratıcı işler peşinde koşan sizlerin bir iş günü nasıl geçiyor?
M: Aslında benim iş günüm varmış gibi hissetmiyorum. Genelde düşünerek geçer günler, bu düşünceler somut bir şeye mesela bir fotoğrafa dönüşmez her zaman. Bazen saatlerce müzik dinleyip günün bittiğine şahit oluyorum.
V: Bulduğumuz yaratıcı fikirlerin gerçeğe dönüşmesi için verdiğimiz mücadeleyle.

Sizce insanı en çok mutlu eden aktivite nedir?
M: Bence üretmektir.
V: Üretmek

Öbür dünyayla ilgili düşünceleriniz neler?
M: "Öbür Dünya" benim çekmek istediğim filmlerden birinin adı. Aslında ölümden korktuğum için öbür dünya da beni korkutuyor. Hazır bağlanmışken niye gidiyoruz ki oraya?
V: Bu dünyayı kurgulamaktan, öbür dünyayı düşünmeye zaman bulamıyorum.

En son gördüğünüz rüyayı bizimle paylaşır mısınız?
M: En son gördüğüm rüyada normal hayatta pek katlanamadığım biriyle beraberdim. Mutluyduk. Şaşırarak uyandım.

Oto Sanayi bölgesi 10 yıl sonra sizce nasıl bir konumda olacak?
M: Bence çok vakit geçireceğimiz bir yer olacak. Ben şimdiden sevmeye başladım.
V: Oto Sanayi bölgelerinin değişim içinde olduğu bir dönemdeyiz. Bence Sanayi 313 ile birlikte, kafasında soru işareti olan bir çok firma, girişimci, sanatçı bu bölgelere yerleşmeye başlayacak.

 
McQUEEN EVİNE DÖNÜYOR
21.Mart.2015
  • 06.jpgIts a Jungle out there AW 1997-8
  • 02.jpgPhilip Treacy for Alexander McQueen
  • 03.jpgShaun Leane for Alexander McQueen
  • 04.jpgPhilip Treacy and Shaun Leane for Alexander McQueen
  • 05.jpgDuck feather dress The Horn of Plenty AW 2009-10
  • 01.jpgPortrait of Alexander McQueen 1997
İlkbaharda Alexander McQueen ruh haline bürünmeye hazırız. Tasarımcının 1992 yılında mezuniyeti için hazırladığı koleksiyonundan tamamlanamamış 2010 Sonbahar/Kış koleksiyonuna kadar “Alexander McQueen: Savage Beauty” (Vahşi Güzellik) sergisi, Victoria and Albert Müzesi, Londra’da Mart ve Ağustos ayları arasında izleyicileri karşılıyor olacak. daha fazla oku
İlkbaharda Alexander McQueen ruh haline bürünmeye hazırız. Tasarımcının 1992 yılında mezuniyeti için hazırladığı koleksiyonundan tamamlanamamış 2010 Sonbahar/Kış koleksiyonuna kadar “Alexander McQueen: Savage Beauty” (Vahşi Güzellik) sergisi, Victoria and Albert Müzesi, Londra’da Mart ve Ağustos ayları arasında izleyicileri karşılıyor olacak.
Alexander McQueen’in ölümü 11 Şubat 2010 günü duyurulmuştu. Evinde çalışan kadın McQueen’i, Green Street, Londra’daki evinde asılı bir şekilde bulmuştu. Ocak 2000’de McQueen doğup büyüdüğü şehir olan Londra için kalbinin buraya ait olduğunu ve ilhamını bu şehirde bulduğunu söylemişti. Belki de serginin ilk bölümünün sanatçının Londra kökleri üzerine odaklanmasının sebebi budur.
McQueen ölümünden hemen önce Sonbahar/Kış koleksiyonu üzerine hazırlanıyordu. 16 parçası hazır olan koleksiyon 8 Mart 2010’da Paris Moda Haftasında moda editörlerine sunuldu. Tasarımları gören editörler McQueen’in öbür dünya üzerindeki takıntısının tasarımlarında fazlasıyla ortaya çıktığını söylediler.
Düzenlenmiş ve genişletilmiş gösteri (Met Müzesi, New York’ta 2011 yılında gerçekleşen McQueen sergisine kıyasla), efsanevi tasarımcının tarihi konularda ilhamını bulduğu V&A Müzesi’nde hayat buluyor. Şimdi kendisi tarih oldu, hayat çabuk geçiyor...
ÜZERİNİZDE BİR ÖRÜMCEK YÜRÜYOR
20.Mart.2015
  • bridget-bailey-791x602-1.jpg
  • bridget-bailey-791x602-6.jpg
  • bridget-bailey-791x602-3.jpg
  • bridget-bailey-791x602-4.jpg
Bridget Bailey’in böcekli iğne tasarımlarına aşık olduk. Bridget aslında Londra’da, özellikle çiçek tasarımlı modelleriyle tanınan bir şapka tasarımcısı. Şapka tasarımının zarif çizgilerini tekstilin zenginliği ve renkleriyle birleştirerek insanların her gün severek giyeceği bir şeyler yaratmak istediğinde ortaya böcekli iğne tasarımları çıkmış. daha fazla oku
Bridget Bailey’in böcekli iğne tasarımlarına aşık olduk. Bridget aslında Londra’da, özellikle çiçek tasarımlı modelleriyle tanınan bir şapka tasarımcısı. Şapka tasarımının zarif çizgilerini tekstilin zenginliği ve renkleriyle birleştirerek insanların her gün severek giyeceği bir şeyler yaratmak istediğinde ortaya böcekli iğne tasarımları çıkmış.
Böcek tasarımlarını daha detaylı konuşmadan önce, Bridget’a yaratıcılığının nereden geldiğini soruyoruz:
“Altı yaşımdayken abimle beraber şapka tasarımcısı rollerine girerdik. Ailemizde kimse şapka yapmadığı için bunu bir hikayeden duymuş olabiliriz.
Annem sanatçı ve ben kırsal bir bölgede bir şeyler yaratarak, boyayarak, çizerek büyüdüm. Tasarlamak ve bir şeyler yaratmak benim için çok doğal bir süreç oldu.”
Böcek tasarımlarının arkasındaki hikayeyi merak ediyoruz. Bir de Bridget’in bakış açısıyla iğnelerini takan insan profilini öğrenmek istiyoruz:
“London’s Chelsea Flower Show için birkaç parça tasarlamam istendiğinde, bunca yıldır çiçeklerle uğraştığımı ve doğada arısız var olan bir tane bile çiçek olmadığını fark ettim. Sonra diğer böcekleri; onların doğadaki yerini, inanılmaz çeşitliliklerini ve güzelliklerini inceledim. Şimdi pırıltılı kanatlar kullanarak yarattığım örümcek ve karafatma koleksiyonum üzerinde çalışıyorum. ”
“Aklımda; özel, sık rastlanmayan parçalar bulup giymeyi seven ve yeni ve orijinal şeyleri keşfetmeye meraklı bir insan profili var. Genç veya yaşlı, bu kişi kendi stilini biliyor ve bunu dışarı yansıtmaktan keyif alıyor.”
Bridget henüz İstanbul’a gelmedi ama şehrimizin gelmek istediği destinasyonlardan biri olduğunu söylüyor; “İşlerimin İstanbul’da yer alan bu özel dükkanda sergilenmesi beni çok mutlu ediyor. İstanbul tasarım ve yaratıcılık için çok aktif bir şehir. Bunun bir parçası olmak çok güzel.”
 
YABAN HAYAT
18.Mart.2015
  • ihsan_oguz_galeri.jpg
  • ihsanoguz-791x602-2.jpg
  • ihsanoguz-791x602-1.jpg
İbrahim İhsan Oğuz 26 Mart – 4 Nisan tarihleri arasında Sumahan Karaköy’de gerçekleşen ilk kişisel sergisi WILDLIFE’ı, resminin arkasındaki fikirleri, güne nasıl başladığını ve ötesini anlatıyor. daha fazla oku
İbrahim İhsan Oğuz 26 Mart – 4 Nisan tarihleri arasında Sumahan Karaköy’de gerçekleşen ilk kişisel sergisi WILDLIFE’ı, resminin arkasındaki fikirleri, güne nasıl başladığını ve ötesini anlatıyor. 

Güne ne yaparak başlarsın?
Öncelikle suyla haşır neşir oluyorum. Sonra hep yaptığım; pencereden dışarıyı seyretmek. Baktığım noktaları ve düşüncelerimi kontrol etmem. Bazı günler kahvaltıdan önce bir saat resim yaparım. 

Bize sanat tarzını açıklayacak olsan neler söylerdin?
Belirli bir tarzım yok. Sergileyeceğim resimlere baktığımda, kompozisyonlarımı oluştururken insanlardan öğrendiklerimi basit bir boyama tekniğiyle uyguladığımı görüyorum. Amacım her zaman için bir tabloyu, bir yüzeyi genişletmek, derinleştirmek ve mistik biçimlerde algıyı aralamak, bunun için gerekenleri yapıyorum.

Bir resme başlamadan önceki süreci, resim yapma sürecini ve bittikten sonra hissettiklerini bizimle paylaşır mısın? 
İnsanlar kendi kendileriyle konuşmadan önce resim yapmaya başlamışlar. Resme başlamadan önceki sürecim bunu hissetmek. Tuvalin başında her zaman bir yenilik hissi doğar. Her resim birbirinden farklı. Aynı düşüncenin farklı şekillerde resmedilebileceğini göstermek bu düşünceyi vurgulamak anlamına geliyor. Ürettiğimiz kontrolsüzlüğün dünyada ortaya çıkışına tanık olmak ve bedenimizle bunu tuvale hapsetmek yorucu oluyor. Resim yapmayı bitirince ben de bitmiş oluyorum. 

İlk kişisel sergin “WILDLIFE”ın arkasında yatan nedir? Neden vahşi yaşam?
Wildlife denildiğinde akla ilk gelen hayvanlar oluyor. Aslında resimlerimde hayvan yok fakat insan var; deniz kenarında veya ağaçlar arasında. ‘Yaban hayatı’ düşünürsek, bu insanların adlandırdığı bir habitat. İnsanları ıssız ve zaman algısının yok olduğu yerlerde resmediyorum. Ben primitivizme kafa yoruyorum; ilkelliği, mesela zamanla alakalı bir kavram olarak değil, her insanın sahip olduğu bir algı biçimi olarak değerlendiriyorum. İçgüdünün algı üstündeki etkilerini ressamın perspektifinden göstermeye çalışıyorum. İnsan ve algıladığını beraber resmetme amacındayım. 

Bize resim yaparken ilham aldığın üç şeyi sıralar mısın?
Sanatçılardan, hayatımdan ve düşüncelerimden ilham alırım. 

Oto Sanayi bölgesine uğrar mısın? Evet ise, hangi sebeple yolun buraya düşer?
Evet uğrarım. Döküm ustalarıyla çalışmışlığım vardır. Ve tabi arabamın onarımı için de gelirim.

Sanayi 313’ü daha önce ziyaret ettin. Bir gün Sanayi 313 için bir şey tasarlayacak olsan bu ne olurdu?
Büyük ebatta bir rölyef.

Sergin bittikten sonra neler yapmayı planlıyorsun?
Tatile çıkmayı ve eşim Feni’yle güzel zaman geçirmeyi istiyorum.

Günü ne yaparak bitirirsin?
Eşimi biraz güldürüp “haydi yatalım” diyerek.

*Studio suma adres: Bankalar Caddesi Yanıkkapı Sokak No: 3 Karaköy İstanbul
GENÇ KOLEKSİYONERLER ELGİZ MÜZESİ’NDE
17.Mart.2015
  • gk1.jpgTaner Ceylan
  • gk2.jpgLeopold Rabus
  • gk4.jpgSeçkin Pirim
Yeni kuşak koleksiyonerler Şeli & Alber Elvaşvili, İrem & Sina Kınay, Billur & Atilla Tacir ve Şebnem & Mahmut Ünlü topladıkları çağdaş sanat eserlerini 27 Mart – 16 Mayıs tarihleri arasında Elgiz Müzesi’nde sanatseverlerle paylaşıyor. daha fazla oku
Yeni kuşak koleksiyonerler Şeli & Alber Elvaşvili, İrem & Sina Kınay, Billur & Atilla Tacir ve Şebnem & Mahmut Ünlü topladıkları çağdaş sanat eserlerini 27 Mart – 16 Mayıs tarihleri arasında Elgiz Müzesi’nde sanatseverlerle paylaşıyor. Küratörlüğünü Marcus Graf’ın üstlendiği “Genç Koleksiyonerler 2” sergisinde Murat German, Seçkin Pirim, Taner Ceylan gibi Türk sanatçılardan Zhu Yi Yong, Friedich Kunath ve Daniel Sinsel gibi yabancı sanatçılara kadar pek çok önemli ismin eseri yer alıyor. Andy Warhol’un bir eserinin de sergileneceğinin altını çizmek lazım.  

www.elgizmuseum.org

 
HARİKA İKİ KİTAP
14.Mart.2015
  • two-great-books.gif
MARINA ABRAMOVIC – Kristine Stiles, Klaus Biesenbach, Chrissie Iles isimli kitaptan: KLAUS BIESENBACH MARINA ABRAMOVIC İLE SÖYLEŞİRKEN daha fazla oku
MARINA ABRAMOVIC – Kristine Stiles, Klaus Biesenbach, Chrissie Iles isimli kitaptan:

KLAUS BIESENBACH MARINA ABRAMOVIC İLE SÖYLEŞİRKEN

BIESENBACH: Sizin için utanç kavramının önemi nedir?
ABRAMOVIC: İnanılmaz önemli. Enteresan çünkü utanç kavramı ile insanlar pek de ilgilenmezler. Utançla bir şey yapmak, sizi utandıran bir şey söylemek veya utanmaz bir şekilde kendinizi ortaya koymak izleyiciye açılmak gibidir. Bu derece korunmasız olmak siz ve izleyici arasındaki duvarları gerçek anlamda yıkar.

BIESENBACH: Tehlike ne kadar önemli?
ABRAMOVIC: Bana göre çok önemli. Tehlike önemli çünkü zamanı buraya ve şimdiye, şimdiki zamana taşıyor. Zihniniz her saniye bir kaçıştadır. Gözümüzü kırptığımız her sefer zihnimizde yeni bir düşünce oluşur. Yani zamanı durdurmak  ve şimdide kalabilmek için çok tehlikeli, uç bir noktada olmak gerekir. Bu sebeple tehlikeli işler yaptığım durumları sahneliyorum. Böylelikle izleyici ve ben mekanda aynı anda var olabiliyoruz. The House with The Ocean View (Okyanus Manzaralı Ev) (2002) performansımda 12 gün boyunca şimdide kalabilmek çok zordu. Ben de hep tam kenarda; bıçaklı bir merdivenin tepesinde, düştüğümde bıçakların üzerine düşme ihtimalimin olduğu bir noktada durdum. Amaç buydu. Bilincimi kaybetsem ya da yemek yemediğim için başım dönse veyahut fiziksel olarak zayıf hissetsem bile, o anda doğru noktadaydım. Çünkü o nokta burada ve şimdide, şimdiki zamanda olabildiğim yerdi.

*Kitapta Marina Abramovic ile  yapılmış röportajlar yer alıyor. Kristine Stiles’ın araştırmaları sanatçının dikkat çekici kariyerini ele alıyor. Belgrad’daki ilk günlerinden Ulay ile yaptığı işbirliğine, son zamanlardaki film ve performans çalışmalarına kadar uzanıyor. Röportajında Klaus Biesenbach ise sanatçıyla motivasyonunu, etkileşimlerini ve performans sanatının bugünkü sanat dünyasındaki rolünü konuşuyor. Chrissie Iles’ın odağı ise sanatçının çevrelenmiş bir alanda peş peşe 12 gün geçirdiği, New York’taki bir sanat galerisinde gerçekleşen süreli performans The House with The Ocean View.

AI WEIWEI – Karen Smith, Hans Ulrich Obrist, Bernard Fibicher isimli kitaptan:

SURVEY Giant Provocateur (ARAŞTIRMA Dev Provokatör) – Karen Smith

‘Faydasız’, Ai’nin Parsons’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra New York’taki varlığını tarif etmek için kullandığı bir kelimeydi. Pekin’e döndükten sonra da benzer ‘amaçsız’ bir rutinin içerisine girdi. ‘ABD’den parasız döndükten sonra’, annesinin yanına taşındı, ‘abisiyle bütün gün kart oynayarak ve yıllarca hiçbir şey yapmayarak’ zamanını geçirdi. 1999 yılında ise kendi stüdyo evini inşa etti çünkü ‘annesi artık ondan sıkılmaya başlamıştı’.
‘Hiçbir amacı olmayan bir şeyler yaratmak ilgimi çekiyor ama sanat yapmak da bir amaç doğuruyor.’ diyor Ai. Şimdiye kadar Ai’nin yarattığı ‘faydasız’ objeler kültür ve sanatın değeri üzerine sorular sorma amacına hizmet etti ve hepsi bir fonksiyonu olacak şekilde zihinde tasarlandı. Bu kişiler çok yetenekli sanatkarlardır. Onlardan iyi bir porselen parça üzerinde idrar akışını dondurmaları, çok iyi klasik mobilya örneklerini bir fonksiyonu olmayan formlara dönüştürmeleri veya camla kaplı bir karpuz replikası yapmaları istendiğinde kendilerini kötü hissedebilme eğilimindedirler.

*Kitap boyunca Ai Weiwie ile yapılmış röportajlara rastlıyoruz. Karen Smith’in araştırması sanatçının Pekin’deki ilk günlerinden, New York’taki batılı avangart yaşamı keşfetmesine, son dönemlerde ortaya çıkan meşhur heykeltıraş ve mimar kimliğine kadar uzanıyor. Söyleşisinde Hans Ulrich Obrist sanatçıyla, babasının sanatsal eğitimini, ardından gelen sürgün dönemini ve bunun sanatçının sanat ve otorite konularındaki düşüncelerine olan etkilerini tartışıyor. Bernard Fibicher’in odağı ise anıtsal ışık heykeli Descending Light (Azalan Işık) (2007) üzerine yoğunlaşıyor.

 
MUTLU ÇANTALAR
09.Mart.2015
  • 01.jpg
  • 02.jpg
  • 03.jpg
  • 04.jpg
Hayatta gerekli olduğunu fark etmediğimiz bazı şeyler var. Almadan vermek, durup dururken gülümsemek ya da doğal, ekolojik ve geri dönüşümlü materyallerden yapılan objelere hayatımızda yer açmak gibi. Geri dönüşümlü ve işlenmemiş hammaddeden yapılan Essent’ial kağıt çantalar tüm pozitiflikleri ve enerjileriyle durup dururken gülümsemeyi ihmal etmiyorlar. daha fazla oku
Hayatta gerekli olduğunu fark etmediğimiz bazı şeyler var.  Almadan vermek, durup dururken gülümsemek ya da doğal, ekolojik ve geri dönüşümlü materyallerden yapılan objelere hayatımızda yer açmak gibi. Geri dönüşümlü ve işlenmemiş hammaddeden yapılan Essent’ial kağıt çantalar tüm pozitiflikleri ve enerjileriyle durup dururken gülümsemeyi ihmal etmiyorlar.  
Yıkanabilen selüloz lifi* materyalinden yapılan yumuşak kağıt çanta/torbalar her çeşit yemekle doldurulabiliyor. Mutlu torbalar kullanıldıktan sonra çamaşır makinesinde yıkanabildiği gibi, katlanıp dolaba da kaldırılabiliyor.
Bir de sade, ekolojik ve zarif tasarımıyla tüm pozitif enerjisini ortaya koyan kağıttan bir evrak çantası var ki, bu çantayla dışarı adım attığımız an soru yağmuruna tutuluyoruz. “Nereden aldın, orası neresi, hemen gidiyorum..”
Gülümsemenin, ekolojik çanta kullanmanın ve ihtiyacı olanlara yardım etmenin önemini farkındayız.

*Selüloz lifi birçok bitkinin temel yapı maddesidir ve odun hamuru, pamuk, keten ve kenevir gibi  doğal bitki temelli kaynaklardan elde edilir.
BEŞ YAŞINDAKİ OĞLUM DA BUNU YAPAR
07.Mart.2015
  • besyasindakioglumdabunuyapar-791x602.jpg
  • besyasindakioglumdabunuyapar-791x602-2.jpg
  • besyasindakioglumdabunuyapar-791x602-3.jpg
  • besyasindakioglumdabunuyapar-791x602-5.jpg
  • besyasindakioglumdabunuyapar-791x602-6.jpg
İngiliz sanatçı Thomas Robson geleneksel sanat eserlerini dinamik form ve renk çarpışmalarıyla birleştiriyor. Televizyon/grafik tasarım geçmişine sahip olan sanatçı son noktasına kadar düzeltilmiş ve tasarlanmış görsel bir dil üretmenin kendisini giderek kaygılandırdığını dile getiriyor. Bu durum da Robson’ı çok yönlü sanat karmaları denemeye yönlendirmiş. Sanatçı yaptığı çalışmaları “sanat çatışması” olarak adlandırıyor. Robson orijinal eserleri yağlı ve akrilik boya, karakalem, 3D, fotoğrafik ve taranmış imgelerle birleştiriyor. daha fazla oku
İngiliz sanatçı Thomas Robson geleneksel sanat eserlerini dinamik form ve renk çarpışmalarıyla birleştiriyor. Televizyon/grafik tasarım geçmişine sahip olan sanatçı son noktasına kadar düzeltilmiş ve tasarlanmış görsel bir dil üretmenin kendisini giderek kaygılandırdığını dile getiriyor. Bu durum da Robson’ı çok yönlü sanat karmaları denemeye yönlendirmiş.  Sanatçı yaptığı çalışmaları “sanat çatışması” olarak adlandırıyor. Robson orijinal eserleri yağlı ve akrilik boya, karakalem, 3D, fotoğrafik ve taranmış imgelerle birleştiriyor.
Değişik sanat tarzlarını araştırırken Thomas Robson ile karşılaştık. Sanatçıya onu daha yakından tanımak ve sanatını okuyucularımızla tanıştırmak istediğimizi belirten bir e-mail gönderdik. Aynı zamanda Sanayi 313 ile ilgili bilgi de verdik. Bize verdiği cevap gurur vericiydi:
“Çok dinamik ve yaratıcı bir projeye benziyor. İleride çok güzel yerlere varabilecek potansiyele sahip. Sizi Wallpaper ve Monocle sayfalarında görmeyi umuyorum.”
Yazdığı cevapla birlikte bize, kendi işlerini anlattığı bir Word dokümanı da gönderdi:
“Çalışmalarım yoğun bir görsel araştırma sonucu ortaya çıkan güçlü kompozisyonlar. Zamanın heyecan verici, esrarengiz, öngörülemez anlarını yakalıyor.
İşlerime yaklaşımım “Beş yaşındaki oğlum da bunu yapar” tepkisinden tutun da “Tek bir sanat eserinde bunca çatışmayı bir arada görmek çok nadir” tepkisine kadar değişik eleştiriler uyandırmak.”

*Thomas Robson, 12 Mart – 12 Haziran 2015 tarihleri arasında Atina’daki Onassis Cultural Center’da (Onassis Kültür Merkezi) gerçekleşecek “Strange Cities” (Garip Şehirler) sergisinde yer alıyor. Daha önce Atina’yı hiç görmemiş sanatçılar bu şehri kendi hayal dünyalarına göre resmetmek üzere sergiye davet edildiler.”
TEKER TEKER ELLE İŞLENMİŞ
03.Mart.2015
  • jupe-791x602-1.jpg
  • jupe-791x602-2.jpg
  • jupe-791x602-3.jpg
  • jupe-791x602-4.jpg
  • jupe-791x602-5.jpg
  • jupe-791x602-6.jpg
Hollandalı tasarımcı Jackie Villevoye 2010 yılında hayata geçirdiği markası Jupe by Jackie’yi anlatıyor. Rei Kawakubo’nun Comme des Garçons kadın koleksiyonu için iş birliği içinde olduğu Jackie’yle sohbet etmek çok keyifliydi. Kravat, papyon ve cep mendili tasarımlarının elle işlendiği Hindistan’dan başladık, İstanbul’a kadar uzandık... daha fazla oku
Hollandalı tasarımcı Jackie Villevoye 2010 yılında hayata geçirdiği markası Jupe by Jackie’yi anlatıyor.
Rei Kawakubo’nun Comme des Garçons kadın koleksiyonu için iş birliği içinde olduğu Jackie’yle sohbet etmek çok keyifliydi. Kravat, papyon ve cep mendili tasarımlarının elle işlendiği Hindistan’dan başladık, İstanbul’a kadar uzandık...

Jupe by Jackie için Hindistan’dan bir elişi atölyesiyle çalışma fikri nasıl doğdu?
Kadınlar için kravat yapma fikriyle yola çıktım. Bunun için bir kumaş geliştirmeniz gerekiyor. Kumaş yaratmak da 500 metrelik aynı tasarımın elinizde kalmasıyla sonuçlanıyor. Çok sıkıcı! Bu durum beni  elişiyle yapılan küçük miktarlarda kumaşlar yaratmaya yöneltti ve böylece fikir doğmuş oldu.

Hindistan’ı sıkça ziyaret ediyor olmalısınız. Bu ülkenin hangi yönlerini seviyor, hangi yönlerini sevmiyorsunuz?
İnsanların zeki olması ve her gün çok yoğun çalışma zihniyeti hoşuma gidiyor. En çok da çocukların birbirlerine sarılarak sokaklarda gezmelerini seviyorum. Sokaklarda yaşayan pek çok çocuk ve ailenin olması ise hiç hoşuma gitmiyor. Nüfus o kadar çok ki, bu problemin kısa bir sürede çözülmesi imkansız, bu da beni üzüyor.

Favori seyahat destinasyonlarınız nereleri?
Kamboçya’ya gitmiştik, çok güzeldi. Ayrıca doğanın içinde olmayı (Malezya yağmur ormanları) veya dinlenmek için deniz kenarında zaman geçirmeyi seviyorum. Ve tabii ki her yıl programımda New York olmalı!

Tasarımlarınızı giyen erkek profili nedir?
Elişi kravat veya papyon takan bir erkek stil sahibidir ve farklı görünmeye cesaret eder. JPJ kravatları takarak program sunan iki televizyon sunucusu var. Jarvis Cocker çok yakında Another Man’in kapağında JBJ kravatıyla yer alacak.

Tasarımlarınız için size neler ilham verir?
Tabii ki SANAT! Bir de sokaklardaki renk karışımları.

Şu aralar ruh haliniz nedir?
Sorularınıza cevap verdiğim şuanda Hindistan’dayım ve Sonbahar/Kış 2015 kadın koleksiyonumu tamamlarken kendimi mutlu hissediyorum.

Kendinizle ilgili bir şey değiştirebilecek olsaydınız bu ne olurdu?
Yaptığım her şeyi çok hızlı bir şekilde hayata geçiriyorum. Yemek yemek, çalışmak, telefon konuşmaları ve daha pek çok aktivite. Hayata başka türlü gelebilseydim, düzenimi az da olsa yavaşlatmak isterdim.

Sanayi 313 İstanbul ile ilgili hisleriniz nedir?
Geçtiğimiz ay Pitti Uomo’da Enis (kreatif direktörümüz) ile tanışma fırsatım oldu ve aramızda hemen sıcak bir arkadaşlık gelişti. İnternette gördüğüm kadarıyla Sanayi 313 çok etkileyici. Bir gün kesinlikle ziyarete geleceğim!

Daha önce İstanbul’a geldiniz mi? Geldiyseniz bu şehir için duygularınızı öğrenebilir miyiz?
İstanbul’a birkaç kere geldim ve hamama girmek, şehrin eski tarafındaki pazarlarda dolaşmak ve muhteşem müzelerinizi gezmek çok hoşuma gitti.

SANAYİ 313’E GÜZEL BİR GELECEK DİLİYORUM.

*Jarvis Cocker kimdir?
Jarvis Branson Cocker (19 Eylül 1963 doğumlu) İngiliz bir müzisyen, şarkıcı-söz yazarı, radyo spikeri ve editördür. Pulp müzik grubunun lideri olarak tanınır. Bu grupta yer aldığı sürede Cocker, 1990’lı yılların ortalarında Britpop hareketinin öncüsü olmuştur. Pulp’ın dağılmasından sonra Cocker başarılı bir şekilde solo kariyerine devam etmektedir ve ayrıca BBC Radyo 6’da Jarvis Cocker’s Sunday Service (Jarvis Cocker’ın Pazar Servisi) isimli bir Show sunmaktadır.

 
FROM THE ARCHIVES
FEASTS
FINDS
CASE SERIES
ALL ARCHIVES
FROM THE ARCHIVES
FEASTS
PORTAKALLI ZEYTİNYAĞLI KÖK REZENE

Portakallı zeytinyağlı kök rezene tarifi.

FINDS
KARANLIĞIN DİBİNDEN YÜKSELEN O GÖKKUŞAĞININ ALTINDA

Doğumu, ölümü, kıyameti, alameti, toprağı, ağacı, bir insan ömrünü ‘deneyselliğin’ ötesinde bir müzik anlayışıyla, 42 dakikaya sığdırmış bir albüm.

CASE SERIES
DOLLY PUFLAR

Sanayi313 Architects tarafından tasarlanan Dolly Puflar stili ve dokusuyla rahatlığı yaşam alanlarına taşıyor.

BLACKOUTS
LOS ANGELES

Meleklerin, hayalperestlerin ve inananların şehrinden kartpostallar…

LOVE LETTERS
DİLAN BOZYEL

Fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel, bugünlerde hakkında bir kitap yazdığı şehir Beyrut’a olan aşkını ilan ediyor.

SENSES
AYTEN ALPÜN

Fotoğrafçı ve ev mühendisi Ayten Alpün’ün beş farklı duyusunu keşfe çıkarken, bolca güldük.

CITIZENS
TULYA MADRA

İstanbul’un renk hafızasını, geometrik düşlerini, sessiz kıvrımlarını, suya yazılmış şiirlerini ‘porselen’e dönüştüren Tulya Madra ile Brooklyn’den İstanbul’a baktık.