ERDEM MORALIOĞLU – Miras ve Zarafet Arasında Bir Yolculuk
Erdem Moralıoğlu tasarımlarında Türk ve İngiliz kökenlerini harmanlıyor. Çocukluk yıllarında İstanbul ve Birmingham arasında geçen seyahatlerinin zıtlıklarından ilham alıyor. Gelenek ve moderniteyi birleştiren koleksiyonları, zamansız zarafeti ve hikâye anlatıcılığını kutluyor.Portre Fotoğrafı: Tom Mannion
PAPER Farklı kökenlerinizin işleriniz üzerinde etkili olduğuna dair pek çok şey okudum. Çocukluğunuzdan ve çocukluğunuzun İstanbul’la kurduğunuz bağı nasıl şekillendirdiğinden bahseder misiniz?
ERDEM MORALIOĞLU Annem İngiliz, babam ise Türk. Ailemin yarısı İngiltere’de, diğer yarısı ise Türkiye’deydi ve ben Kanada’da büyüdüm. Dolayısıyla çocukluğum hep seyahatlerle geçti. Birmingham ile İstanbul arasında gidip gelirdik ve büyükannelerimin evleri arasındaki farklar beni büyülerdi. Sanırım, annem ve babam sık sık evlerini özlerlerdi. Belki de işlerimde, onların ev hayalleriyle ve birini başka bir yere taşıma fikriyle bağlar vardır.
P Babanız, tarihi ve kültürüyle zengin bir bölge olan Antakya’dan. Çocukluğunuzda yazlarınızı orada geçirdiniz. Antakya’daki kökleriniz ve şehre dair anılarınızı paylaşır mısınız?
EM Antakya’yı çok iyi hatırlıyorum. Ailemin neredeyse yarısı orada yaşadığı için çocukluğumda çok zaman geçirdik. Antakya mutfağını çok severim. Ailece dışarıda yemek yediğimiz uzun yaz akşamları aklımda. Her gidişimizde mutlaka Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret ederdik, her zaman çok etkileyiciydi. Ama her şeyden çok, ailemle geçirdiğim zamanı hatırlıyorum.
P Modaya her zaman ilgi duydunuz mu, yoksa yaratıcı yolculuğunuz başka bir şekilde mi başladı?
EM Elime ilk kez kâğıt ve kalem verildiği anda modaya ilgim başlamıştı. Çoğu çocuk ağaç çizer, bense hep kadın çizerdim. Oranlardan anlardım. Bel çizgisi belli elbise ve etekler çizerdim. Çok küçük yaşlardan itibaren sadece kadınlar çizdim. Çocukken Jeanne Beker ve Tim Blanks’in sunduğu Fashion File vesilesiyle Fashion TV’ye takıntılıydım. Gösterdikleri dünyalar beni büyülerdi. Bodrum katındaki televizyonun karşısına geçip beni moda dünyasının daha da içine çekecek her şeyi arardım.
P Tasarımlarınızda tarih ve moderniteyi harmanlayan güçlü bir dil var. Gelenekle yenilik arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
EM Karşıtlıklara her zaman ilgi duydum. Feminen ile maskülenin, kusursuzca bitirilmiş bir şeyle yarım bırakılmış bir şeyin, geleneksel ile modernin bir araya gelmesi… Bu karşıtlıklar benim görsel dilimi oluşturuyor.
P İstanbul, tarihi ve çelişkileriyle çok zengin bir şehir. Koleksiyonlarınıza ilham verdiği oldu mu?
EM İstanbul’u ve tarihini çok seviyorum. Dediğiniz gibi, pek çok güzel çelişkiyi bir arada barındırıyor. Doğrudan bir koleksiyona ilham olmadı ama ileride bunu keşfetmek harika olurdu.
P İstanbul’da sizi kişisel olarak etkileyen belirli bir mekân ya da mimari yapı var mı?
EM Çocukken Topkapı Sarayı’na pek çok kez gittiğimi hatırlıyorum.
P Türk kadınlarından; tarihi figürler, sanatçılar ya da aile üyeleri, ilham aldığınız oldu mu?
EM 2017 Sonbahar/Kış koleksiyonumda aile geçmişim üzerine düşünmeye başladım. Bunu çok sık yapmam. Anne tarafımdaki büyük büyükannem İngiliz, baba tarafımdaki büyük büyükannem ise Türk’tü. Bu iki kadının, aslında pek de olası olmayan karşılaşmasını hayal ettim, aralarındaki olası diyalog ve etkileşimleri düşündüm. Koleksiyon, farklı kültürlerden, farklı dinlerden ve farklı coğrafyalardan gelen bu iki kişinin karışımından doğacak olanı kutlayan bir çalışmaydı.
P İstanbul’dayken rahatlamak ya da ilham bulmak için nereye gidersiniz?
EM Bir klişe olabilir ama Kapalıçarşı’da kaybolmak her zaman ilham verici ve çok güzel.
P İşleriniz zamansız zarafeti ve güçlü hikâye anlatımıyla hep övgü topladı. Önümüzdeki yıllarda tasarımlarınızın nasıl evrileceğini düşünüyorsunuz?
EM Her sezon beni etkileyen bir anlatı etrafında şekilleniyor ve koleksiyonlarımda her zaman bir karakter var. Sinematografik bir yanı olan konulara hep ilgi duydum. İlham aldığım figürler her sezon değişse de, hikâye anlatımı tüm koleksiyonlar boyunca tutarlı kalıyor.
P Yaratıcı üretiminiz modanın ötesine uzanıyor. A Magazine’in bir sayısının editörlüğünü üstlendiniz, başka yayınlar için fotoğraf çektiniz. Tarih de hayatınızda önemli bir yer tutuyor gibi görünüyor. Moda dışındaki ilgi alanlarınızı bizimle paylaşır mısınız?
EM Fotoğrafı, edebiyatı çok seviyorum ve sanat tarihine her zaman özel bir ilgim oldu. Moda tasarımcısı olmasaydım büyük ihtimalle sanat dünyasında bir şekilde yer alırdım. Müzeler ve kürasyon her zaman beni büyülemiştir.
P Müzayedelerden büstler topladığınızı biliyoruz. Başka neleri koleksiyonunuza katıyorsunuz?
EM Büyük bir koleksiyonerim. Portreler, ilk baskı kitaplar ve Viktoryen ceketler takıntılarımdan sadece birkaçı. Geniş bir büst koleksiyonum da var. Güzel olan bir şey varsa, ona sahip olmak istiyorum.
P Eşiniz Philip Joseph bir mimar; dolayısıyla mimarinin hayatınızda önemli bir yeri olduğunu tahmin ediyorum. Sanayi313’ün de mimariyle güçlü bağları var. Mimariyle ilişkinizi anlatır mısınız? Eşinizin mimari bakışı tasarımlarınızı etkiliyor mu?
EM Bir mimarla evliyim, dolayısıyla mimari bana çok yakın. Tıpkı moda gibi, sizi başka bir zamana taşıma gücüne sahip. Bu yüzden koleksiyonlarımı V&A’tan British Museum’a kadar Londra’nın en ikonik kültürel kurumlarında sergilemek harika bir deneyim oldu.










