KAPAĞA TAŞINAN HAFIZA

PAPER güncel sanatın zanaat ile kesiştiği noktaları keşfeden basılı bir sergi hayaliyle yola çıktı. Kapak için bu fikri, derginin bir galeri olarak kurgulanan sayfalarında yer alan sanatçılardan Betül Özkan’ın büyük ölçekli yün formlarından ilhamla ürettiği 1000 adet parçayla hayata geçirdik. Anadolu’dan gelen yünlerin önce ayıklanıp, ıslatılıp kırk dakika boyunca şekillendirildikten sonra kurumaya bırakılması ile oluşturulan bu eşsiz parçalar, fiziksel olarak oldukça zorlayıcı ve tekrara dayalı üretim sürecinin sonucunda ortaya çıktı. Özkan ile sanatsal kapağı, Anadolu’nun zanaat kültürünü, yünün taşıdığı hafızayı ve ellerin bilgeliğini arabesk fanzin müziği eşliğinde, Yeldeğirmeni’ndeki stüdyosunda konuştuk.Fotoğraf: Nazlı Erdemirel

PAPER 2026 başında gerçekleşen kişisel sergin “Sicimin İzinde”de iplik ve yün bazlı formlar çok etkileyiciydi. Yünle çalışmaya nasıl karar verdin?

Betül Özkan Yünle çalışmaya bir teknik tercih olarak değil, taşıdığı potansiyeli fark ederek başladım. Organik kökeni kadar dokusal yapısı nedeniyle de benim için oldukça katmanlı. İçinde hem bir canlıya ait geçmiş hem de kültürel üretim pratiklerine dair bir tarih saklı. Bu yüzden onunla çalışmak, sadece şekil vermek değil aynı zamanda hafızasıyla ilişki kurmak anlamına geliyor.

P Atölyenin “fırın” olarak adlandırdığın, yağlı kağıtların da bulunduğu bölümünde PAPER’ın kapağı için hazırlamakta olduğun işlerin biriktiğini görüyoruz. 300 adete ulaştın mı?

BÖ Şu an 200 var. (Gülümsüyor.) Malzemeyle anlaşmam bazen zaman alıyor. Toplam sayının beşte biri yavaş tamamlandı. Ancak işleyişte şöyle bir ritim var. 200 taneyi bir ayda yapmışız gibi görünse de şimdi onar onar ilerliyorum. Başlangıçta bu sayı üç üçtü. Kısacası ritim değişti. Bu ay bu hızla ilerlersek dört yüz adet üretebiliriz diye düşünüyorum.

100 METREKARE ALANI KAPLAYACAK BİR ENSTALASYON

P Zihnin büyük ebatlı eserlerden bu küçük dikdörtgenlere geçince şaşırdı mı?

BÖ Bazen bitmeyecek gibi geliyor, bu çalışmanın hacmini algılamam ve hazmetmem vakit aldı. Günde üç tane yapsam bir yıl sürerdi. Şimdi bir tanesi eğer yün, kumaş, omurga ipi hepsi hazırsa, 40 dakika kadar sürüyor. Hazır değilse bir buçuk saate çıkıyor. Bu kapak tasarımlarını yere yaydığımızda sonunda 100 metrekare alanı kaplayacaklar. Aslında ciddi bir enstalasyon bu.

P Böyle sabır ve dayanıklılık gerektiren üretim süreçlerinde bedenin ve çalışma ritmin birbirine nasıl eşlik ediyor?

BÖ Benim dayanma kapasitem çok yüksek. Nedense böyle büyük işleri kendime çekiyorum. PAPER’ın kapağı için hayal ettiğimiz gibi bir yolculuğa ilk defa giriyorum. Hem keyifli hem de çeşitli aşamaları var. Bu sıralar günde on saat çalışıyorum; zaman zaman fiziksel dayanıklılığımın sınandığını hissediyorum. Egzersiz yapa yapa regüle olmayı öğreniyorum. (Gülüyor.)

Eve yün götürüp orada da yün ayıkladığımız, sonra atölyeye getirdiğimiz günler oluyor. Malzemem oldukça temiz ama yine de şekline ve kirlilik derecesine göre tutam tutam ayırmak, etrafını temizlemek gerekiyor. Yapışkanla üzerinde çalışıp form verdikten sonra ısıtıcılarla tezgâhta kurutuyoruz. Kuruması yaklaşık bir buçuk gün sürüyor. Bu çeşitli biçimlendirme ve tekrarlarla dolu süreç, benim adıma çok katmanlı bir deneyime dönüştüğü için mutluyum. Unutulmayacak bir anı oluyor.

P Yünün en sevmediğin, pamuğun en sevdiğin huyu ne?

BÖ Yünün öngörülemez bir tarafı var. Lif yapısı nedeniyle sürekli kendi yönünü bulmak istiyor; bazen verdiğiniz formu hemen kabul etmiyor. Bu nedenle onunla çalışırken tam anlamıyla kontrol kurmak yerine bir tür müzakere yürütmek gerekiyor. Tam da bu yüzden canlı gibi davranıyor; içinde hâlâ ait olduğu bedene ve doğaya dair bir hareket duygusu taşıyor.

Pamuk ise bambaşka bir karaktere sahip. Daha sakin, daha anatomik.Katmanlandıkça güçlü bir taşıyıcıya dönüşebiliyor ve biçimini uzun süre koruyabiliyor. Bu yüzden pamukla çalışırken sanki bir iskelet kuruyormuşum gibi hissediyorum; yünle çalışırken ise daha organik ve akışkan bir yapı oluşuyor.

P Kullandığın yünleri nereden elde ediyorsun?

BÖ Kullandıklarım kırpma, tıraş yünü. Tıraşlama hayvanın sağlıklı olması için yapılan bir işlem. Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen bu yünler, Ankara Hamamönü’nde toplanıyor. Bir şeyin nereden geldiği, nereden alındığı önemli ama onu neye, nasıl dönüştürdüğün, nereye götürdüğün almanın çok ötesinde.

P Yün ve iplik gibi materyalleri “feminen” buluyor musun? Seni onlarla çalışmaya çeken ne oldu?

BÖ İkisi de hassas görünen ama aslında inanılmaz dirençli malzemeler. Onları bir araya getirdiğimde kırılganlık ile dayanıklılık arasındaki gerilim ilgimi çekiyor. Belki de beni çeken şey tam olarak bu: yumuşak görünen bir şeyin içinde saklı olan güç.

P Ellerinle yoğun ve tekrara dayalı bir biçimde çalışıyorsun. Dokuları oluştururken kendini çalışıyor mu düşünüyor mu gibi hissediyorsun? Bir hafifleme veya hazdan bahsetmek mümkün mü?

BÖ Üretim oldukça fiziksel bir süreç. Uzun süre tekrarlanan hareketler beden üzerinde belirgin bir iz bırakıyor; özellikle eller, omuzlar ve sırt bu emeği doğrudan taşıyor. Bu noktada beden prosesin aktif bir parçası hâline geliyor. Malzemeyle kurulan ilişkide dokunma, sarma, sıkıştırma gibi hareketler formun nasıl gelişeceğini belirliyor. Bu yüzden nihai çıktı kavramsal kararlardan çok, bedenin üretim sırasında verdiği tepkilerden ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bu tekrar zihni farklı bir ritme sokuyor. Bir süre sonra üretim neredeyse mekanik bir harekete dönüşüyor ve düşünce geri çekiliyor. Bedende yorgunluk, zihinde daha açık ve sakin bir alan oluşuyor.

P Anadolu zanaatlerinde tekrar var, sabır var. Tıpkı senin işlerindeki gibi. Zanaatkar üretimini açıklamaz. Sen sanatçının işlerini anlatmasını gerektiren durumlar hakkında ne düşünüyorsun?

BÖ Zanaat pratiğinde bilgi çoğu zaman sözlü olarak aktarılmaz; üretimin kendisi zaten o bilgiyi içerir. Sanat alanında ise bağlam kurmak gerekiyor. Bunu bir açıklama olarak değil, işin etrafında bir düşünme alanı açmak olarak görüyorum.

P İşlerini bir köy evinde asılı görseydik, nasıl okurduk?

BÖ Yün ve iplik gibi malzemeler Anadolu’daki üretim kültürünün ve gündelik yaşamın doğal bir parçası. Pratiğimde önem verdiğim bir konu bu hammaddelerin taşıdığı hafızayı görünür kılmak. Bu yüzden işleri bir köy evinde düşünmek bana oldukça anlamlı geliyor; çünkü ait oldukları kültürel bağlamı ve referansları hatırlatıyor. Sergi mekânında bu durum çağdaş sanatın dili içinde okunuyor ama taşıdıkları bilgi çok daha eskiye uzanıyor. Geleneğin içindeki üretim bilgisini bugüne taşımakla ilgileniyorum. Yani mesele geçmişi temsil etmekten çok, o hafızayı çağdaş formlarla işlemek.

“KOYUNLARLA BÜYÜMÜŞ BİRİ OLARAK SÖYLÜYORUM, YÜN EHLİLEŞTİRMESİ ZOR BİR MALZEME.”

P Az önce yumuşaklığın içindeki güçten bahsettin. PAPER’ın kapağı için oluşturduğun omurgayı andıran biçimde,yumuşaklık, direnç ve dirayet görünüyor. Tüm bunları materyal, kavramsal ya da bedensel bir perspektiften nasıl anlamlandırırsın?

BÖ Koyunlarla büyümüş biri olarak söylüyorum, yün ehlileştirmesi zor bir malzeme. Hatta onu ehlileştirmeye çalıştıkça daha çok yabanileştiğini görebiliriz. Malzeme ve insan arasında karşılıklı bir diyalog var. Kırılganlık, naiflik ve vahşilik üzerine düşündürüyor beni bu süreç.

P Tamamlayıcı karakter özellikleri gibi aslında.

BÖ Evet. Bu omurga bir ipliğin birikmesiyle oluşuyor, şu an sizinle konuşurken elimle şekillendiriyorum. Bunu bazı fikirlerin ve deneyimlerin hayatımızı şekillendirmesine benzetebiliriz. Bu işlerde gömülü omurgaların sertliği de güçlendirici ve öğretici deneyimlerden doğuyor. Burada konuşurken yaptığımız şey yünleri ayrıştırma gibi görünse de aslında birleştirme.

P Az önce koyunlarla büyüdüğünü belirtirken çocukluğuna da bir kapı aralandı. Malzemeyle ve ürettiklerinle iletişiminde o yılların nasıl etkileri var?

BÖ Çocukluğum hem hatırlanan bir hikâye gibi duruyor, hem de bedende kalan bir refleks gibi çalışıyor. Anı, bellek dediğim şey de bu. Koyunların arasında, yünün ağırlığıyla, ipin elde dolanmasıyla kurduğum bu diyalog, o zamanlar düşünmeden yapılan hareketler şimdi şeklin yönünü tayin eden bir sezgisellik içeriyor. Malzeme kendi yolunu belirliyor, ben de o akışı takip ediyorum. İşlerdeki sıkışmalar, gerilmeler ya da birden açılan boşluklar, aslında o erken karşılaşmaların izleri. Çocukluğun filtresiz deneyimi, bugünümün formu.

P Omurgamsı forma geri dönersek, ilk çıkış anını hatırlıyor musun?

BÖ Hatırlıyorum. Düzdü ve elimde aynı burada olduğu gibi artık ipler birikiyordu. Bu ipler bir tahtanın üzerinde toplanmaya başladı ve oradan kendi kendine çıktı. Sıyrılmaya çalıştığımız fiziksel ve duygusal konular bu yükseltileri ve sertliği oluşturdu.

İlk formlar dişildi. Yakın geçmişteki işlerimde de rahmi andıran biçimlerle uğraşıyorum. Bunlar bana göre bir portaldan, bir aktarımdan bahsediyor. Dergi kapağında ise tekillik var. Varoluşla alakalı bir iş oldu.

P İşlerinle vedalaşırken neler hissediyorsun?

BÖ O anı bir ayrılıktan çok, işin kendi yoluna çıkması gibi düşünüyorum. Çünkü bir noktadan sonra iş yalnızca benim niyetlerimi taşımıyor; bulunduğu mekân, karşılaştığı izleyiciler ve kurduğu ilişkilerle birlikte yeni anlamlar üretmeye başlıyor.

“DERGİYE ARACI GİBİ BAKMIYORUM, NEREDEYSE İŞİN İKİNCİ BEDENİ GİBİ ÇALIŞIYOR.”

P PAPER’ın bu sayısının kapağı için özel olarak geliştirdiğin bu tasarım belki de diğer sanat işlerinden farklılık gösteriyor. Bu işler dünyanın farklı köşelerine yayılacak, raflarda görülecek ve 1000 kişinin masasında, sehpasında, kitaplığında yer alacak.

BÖ İşle PAPER arasında çift taraflı bir ilişki var. Dergi, işi çoğaltıyor, gezdiriyor ve farklı okumalara açık, yaşayan bir yapıya dönüştürüyor. Bu bağ, işin kendi sınırlarını aşabildiği yer. 1000 kişi ile de sınırlı değil aslında. Her bir temas, iş ile yeni bir karşılaşma. PAPER’ın yaptığı çok kıymetli. Dergiye aracı gibi bakmıyorum, neredeyse işin ikinci bedeni gibi çalışıyor. Bu dolaşım hâlinde, açık uçlu bir yapı demek. Ve belki de en çok bu yüzden, bu birliktelik işin özüne sadık, uyumlanmış bir konumda görünüyor.