6. MARDİN BİENALİNE DOĞRU SÜZÜLMEKTEYİZ.

6. Mardin Bienali “Daha Uzaklara…” bakmayı öneriyor. 10 Mayıs – 10 Haziran 2024 tarihlerinde gerçekleşen ama zihinlerde belki de hiç sona ermeyecek, çok iyi sanatçıları bir araya getiren, geride bıraktığımızı düşündüğümüz ancak sinsice dünyayı himayesi altına alan sorunlara farklı bir taraftan bakmaya odaklanan Mardin Bienali üzerine, bienalin küratörü Ali Akay ve Mardin Bienali direktörlerinden Döne Otyam ile sohbet etmekteyiz.Fotoğraflar: Nazlı Erdemirel

PAPER Mardin’e dair ilk buluntular Paleolitik Çağa (günümüzden yaklaşık iki milyon yıl önce başlamış ve 12.000 yıl önce son bulmuş bir devir) dayanıyor. Bu denli uzun bir geçmişe sahip olan bu şehirde sizde en çok yer etmiş tarihi yapıları ve tarihi olayları bizimle paylaşır mısınız?

ALİ AKAY Medeniyetlerin beşiği olarak ele alınan bir coğrafyadayız. Bugünkü düşünce ve bilincimizin oluşturulduğu, yazının başladığı bir yerdeyiz. Sümer, Akad, Babil. Sümerlerde “Kalam” kelimesi ülke anlamına gelirmiş. Kalem ile kalam arasındaki yakınlık sanki bizim ilgimizi çekmekte. Akadlar ise ülkeye “mata” demişler. Dicle ve Fırat nehirleri arası anlamında kullanılan Mezopotamya’dır önümüzde duran.  Bugün Batı medeniyeti olarak bilinen bir doğuşun ortaya çıktığı yere bakıyoruz. Hukukun da doğduğu yerden söz etmekteyiz. “Hammurabi Kanunlarının”[1] ortaya çıktığı yere uzaktan “daha uzaklara” doğru tarih-aşırı bir şekilde bakışımızı döndürmekteyiz. Hammurabi “kodları”; taştan mezar taşlarına işlenmiş kodlar bugün Fransa’da Louvre Müzesindedir. İran’da Sus kentinde bulunmuştur. Babil’in koruyucu tanrısı “Marduk’un” kraliyet kodlarıdır bunlar. Bu kodların birincisi şöyledir; “birisi bir diğerini kanıt olmadan şikâyet eder ve suçlarsa, kendisi ölüme mahkûm edilmektedir.” Bu şekilde giden ve bugün için artık uygun durmayan bazı kodlar tarihte kalmıştır. Napolyon kanunları gibi Hammurabi kanunları da kendi zamanında evrensel olana dokunmuştur. Biz bu coğrafyaya bakarak bugünün sorunlarının üzerinden geçerek daha uzaklara bakmak amacını taşıyan bir kavramsal çerçeve oluşturduk.

DÖNE OTYAM Yapı olarak M.Ö. 2. binden kalan eski bir güneş tapınağının üzerine kurulu olan DeyrulZafaran Manastırı, dünya Süryani tarihi için de çok önemli bir yerde durmaktadır.  Mardin’e dair bende en çok yer eden olay hem mekânsal hem de demografik bir değişim olan; 1932 yılında Kadim Süryani Ortodoks Patrikhanesi’nin Mardin’den Şam’a taşınmasıdır. Dünyadaki bütün Süryanilerin başkenti konumundaki Mardin, yaklaşık 640 yıl sonra bu mevkii Şam şehrine devretmiş. Bu da kentin demografik yapısında önemli bir yeri olan Süryanilerin her gün biraz daha eksilerek var olmaları anlamına geliyor. Kent, bu olay ile bir daha geri dönüşü olmayacak bir değişim ve dönüşümün içine girmiştir.

O dar sokaklarda uzun uzun yürümek lazım. Üniversite mezunu bir hırdavatçının eşsiz, ilginç, sonu acılarla biten hikayelerini dinlemek lazım. Döne Otyam

P Paleolitik çağ kadar olmasa da Mardin Bienalinin geçmişi de derin. 14 yıl geriye gidecek olursak, bienal için Mardin’i nasıl; hangi özelliklerini göz önünde bulundurarak seçtiniz?

DO Umarım o kadar olmasa da çok uzun yıllar sürer.  Bienalin Mardin’de olması biraz tesadüf. Bir süre GAP İdaresinde çalıştım. O dönemlerde ise çok sık bölgeye gitme ve çalışma şansını yakaladım. Tuhaf bir bağ, tuhaf bir düşkünlük bu. Tarif etmesi zor.  Sanki uzun süredir herkesin buraları tanımasını, görmesini, yaşamasını görev edindim. GAP projesinden ayrıldıktan sonra Mardin Valiliği ve GAP İdaresi Başkanlığı bana Mardin’de bir Fikret Otyam sergisi yapmamı önermişti. Biz ise bu fikri, sanatçı dostum Ferhat Özgür’le birlikte bienale dönüştürdük. Bu vesileyle bir kez daha bölge için çalışma fırsatım doğdu.  Daha sık gider oldum. Bir Mardinli gibi hissettim kendimi. Babamdan (Fikret Otyam) aşinaydım bölgeye ama bizzat yaşamak görmek bir başka. Her gidişimde yeni hikayeler, yeni kişiler kazandım. Her seferinde şaşırdım. O dar sokaklarda uzun uzun yürümek lazım. Her dükkâna girip çıkıp, dinlemek insanları. Babamdan kalan, beni zenginleştiren bir miras bu. Üniversite mezunu bir hırdavatçının eşsiz, ilginç, sonu acılarla biten hikayelerini dinlemek lazım. Onu düşünerek başka bir dar sokağa girmek lazım. Mardin bir başka… Oradaki insanlar bir başka. İyi ki böyle olmuş.

P Mardin’de gitmeyi sevdiğiniz mekanları, yapmayı sevdiğiniz aktiviteleri bizimle paylaşır mısınız? Ali, sizin Mardin’le tanışmanız nasıl oldu ve şehirle olan ilişkiniz nasıl gidiyor?

AA Mardin’e 2000’lerin başında gitmiştim. Daha sonra birkaç kez daha yolum düştü. Bir keresinde Döne beni, bienal açılışına davet etmişti. O zaman ne kadar önemli bir organizasyon yapıldığını fark ettim. En son 6. Mardin Bienalini çalışmak için gittim ve gitmeye de devam edeceğim.

DO Öncelikle güzel mekanlarda, sofralarda dostlarımla beraber olmak derim. 15 yıldır her gittiğimde yeni yerler, yeni köyler, yeni kiliseler keşfetmek müthiş besliyor beni. Mardin bitmiyor gerçekten. En çok sevdiğim Marangozlar Kahvesi’nde vakit geçirmek, o manzaranın karşısında kalakalmak. Kuyumcu arkadaşım Metin Ezilmez’in koleksiyonunun bulunduğu tipik Mardin evinde etrafı karıştırmak, Savur’a gidip Perili Köşk’te soba başında vakit geçirmek de vazgeçemediklerimdendir.

6. Mardin Bienali ile ‘daha uzaklara bakacağız’.

Bizim özgürlüklerimize set koyan yoğunlaşmaların bizi sarmalayan yapısından çıkma ihtimallerini bulmak ve toplumların küreselleşmiş geçmişine bakmak üzere nereye doğru bakışımızı çevirebiliriz?

P Özgürlüklerimize set koyan yoğunlaşmalardan bahsederek başlayabilir miyiz?

  • Aşırı sağcıların özellikle Avrupa’da olmak üzere başa geliyor olması ve arkalarında 1920’lerdeki gibi entelektüel bir gücün bulunmayışı
  • Şehirlere yığılma, nüfus patlaması
  • İklim krizi; doğanın isyanı ve kendi kuvvetini insanlığa karşı göstermeye başlaması
  • Yeniden oluşan aile modelleri
  • Kadın meselesi
  • Kimlik meselesi
  • Sömürge problemi
  • Gruplar arası savaşların önüne geçilememesi

AA Tüm bu sorunlar aşırı bir durumun varlığına dikkat çekmekte. Bunların üzerinden bakarak ‘daha uzakları nasıl düşünebiliriz’ ile başlayan soruları ortaya koymakta ve sanatçıların bu soruları nasıl düşündüklerini sorusallaştırmak istencinde. [2]

P Mardin Ovasının; sergi alanlarından bakınca ovanın deniz gibi gözükmesinden ve dolayısıyla Mardin’i Mardin’den koparıp herhangi bir coğrafya gibi ele alınabileceğinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

AA Aslında herkesin baktığında gördüğü bir olguya dikkat çekmiştim. Bu göz yanıltıcı durum coğrafyanın maddi yapısını değiştirecek bir hayale doğru çekiyor bakanı. Kara deniz olarak düşünülüyor. Hukuki olarak iki ayrı tarih sanki burada hayal gücünde birleşiyor. Avrupa hukuku tarihinde, karaların savaş kurallarıyla denizlerinki aynı değildir. Birbirlerinden ayrı yapılandırılmışlardır. Bu hayal gücü sanki ikisini birleştirmekte ve başka türlü düşünmemize hayali olarak imkân sağlamaktadır.

Hayat kısa veya uzun olsun, felsefe ruha ve bedene etki yaparak zevk ve acı arasındaki dengeyi sürdürmeyi sağlamaktadır. Ali Akay

P Bienalin adı altında ‘Katastema’ konseptinden bahsediliyor. Katastema, Antik Yunan filozof Epikür’e göre acının ortadan kalktığı ve böylece beden ve ruhun dinginliğe ulaştığı an olarak anlamlandırılıyor. Bienal ile nasıl bir paralellik kuruyoruz bu noktada?

AA Evet bizim bugünkü yaşantımızda Epikür’den alacağımız çok şeylerin olduğunu düşünüyorum. Antik filozof, acılar ve zevklerin üstesinden gelmeyi düşünen ve ihtiraslarımızdan arınmayı öne süren bir düşünür. Katestema, ruhun dinginliği gibi bir kavram. Filozof, Menese’ye Mektupları’nın hemen başında söylemiş olduğu gibi felsefe ile uğraşmak ruha ve bedene iyi gelen bir alıştırmadır. Yaşı yoktur. Çok genç yaşlarda da yaşlanıldığında da okumak ve düşünmek gençleri ve yaşlıları ya yetişkinleştirmekte ya da gençleştirmektedir. Hayat kısa veya uzun olsun, felsefe ruha ve bedene etki yaparak zevk ve acı arasındaki dengeyi sürdürmeyi sağlamaktadır. Hayat her zaman mutluluk vermeyecektir ve her zaman zevk alarak da yaşanmaz. Zevk, acı ortadan kalktığında insanın rahatlatmasıdır. Ancak, Tanrı bozulmayan ve yozlaşmayandır. Ona olmayan insani inançları vermek doğru olmayacaktır. Kalabalıkların batıl itikatları (korku ve af üzerine kurulu olan) Tanrı’ya atfedilemez. Tersine yanlış anlamalara yol açar. Mutluluğun en üst noktası olan “salt mutluluk” ancak O’nda vardır. İnsan ise, ölümlü bir varlık olarak mutluluğa hayattayken ulaşması gereken bir canlıdır; diğer dünyada değil. Ruh manevi değildir; atomlardan oluşmaktadır. Ölününce onlar da yok olurlar. Hedonizm söylenin tersine sadece zevk alan bir dünyadan değil, zevkin acıları yok ederken, başkalarına zarar vermeye başladığında kötülük yaratacağından söz etmektedir. “Daha uzaklara” bakmamız için bu bilge düşünceye ihtiyacımız olduğunu zannediyorum.

P Sizin hayatınızdaki Katastema anları nelerdir?

AA Ruhun ve bedenin rahatlamasının anlarını bulmak ve bulamamak arasında giden hayatlarımız var. Anların kendisi olaylardır. Olayların içinde bu durumu bulabilmek veya bulamamak anlarımıza ait olabilir; ama bunlar, Epikür’ün önerdiği gibi “en kısa süreden de daha kısa zamana ait sapmalardır”.

DO O anlara ulaşabilmek çok zor günümüzde ama yalnız kalmak, içime kapanmak diyebilirim.

P 6. Mardin Bienalinde eserleri sergilenecek sanatçıların –  Ahmet Öğüt , Ali Kazma , Allan Sekula , Aslı Çavuşoğlu, Ayşe Erkmen, Bouchra Khalili, Brice Dellsperger, Bruno Serralongu, Büke Uras, Cevdet Erek, Claire Fontaine Kolektifi (Fulvia Carnevale ve James Thornhill), Claude Closky, Erik Bullot, Esma Ertel ve Murat Ertel, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol, İnci Eviner, İnci Furni, İrem Günaydın, Laurent Grasso, Le Peuple Qui Manque Kolektifi (Aliocha İmhoff ve Kuantuta Quiros), Liam Gillick, Michele Ciacciofera, Mika Rottenberg, Nasan Tur, Nil Yalter, M/M (Michael Amzalag ve Mathias Augustyniak), Özlem Altın, Rafael Lain – Angela Detanico, Sarkis, Serkan Özkaya, Seza Paker, Tarek Atoui, Ugo Rondinone, Thierry Kuntzel, Ulay (Frank Uwe Laysiepen), Victor Burgin, Yıldız Moran, Yüksel Arslan – ortak özelliği nedir?

AA Ortak yanları hepsinin “iyi sanatçı” olmalarıdır. Eserleri Mardin Bienali’nde izlenecek.

DO Tüm sanatçılar için aynı… Uzaklara nasıl bakacaklar? Büyük heyecan.


[1] Hammurabi Kanunları, bilindiği kadarıyla tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı yasalarıdır. MÖ 1760 yılı civarında Mezopotamya’nın Babil ülkesinde ortaya çıkan kanunlar, Kral Hammurabi’nin çeşitli meselelerde verdiği kararları içerir.

[2] Davranışlarla ilgili tepilerden bir bölümünü tutup ötekileri eyleme dönüştürme gücü, irade. (TDK)