KAMBOÇYA’DA ZAMANSIZ BİR YOLCULUK
Türkiye’den Kamboçya’ya yolculuğumuz oldukça keyifli geçti. İstanbul’dan Bangkok’a uçup, oradan küçük bir pervaneli uçakla Siem Reap’e vardık.
Türkiye’den Kamboçya’ya yolculuğumuz oldukça keyifli geçti. İstanbul’dan Bangkok’a uçup, oradan küçük bir pervaneli uçakla Siem Reap’e vardık. Havaalanından şehre olan yolculukta tropik doğa ve huzurlu atmosfer kendini hissettirdi. Bitkiler sanki sulak alanların üzerini kaplayan tropik bir örtü gibiydi. Şehirde dolaşırken akşamları parklarda tai chi yapanlar, müzik eşliğinde dans eden gruplar, gündüzse derenin kıyısında balık tutanlar beni kendine hayran bıraktı. Taze balıkla ilgili öğrendiğim şeyler çok enteresandı. Eğer balık canlı değilse taze sayılmıyor. Havanın sıcaklığından kaynaklı olsa gerek, tazelik kavramları Avrupa’ya kıyasla daha sıkı.
Şehrin tarihi bölgesi Angkor, zamanda yolculuğa çıkmışsınız gibi hissettiren bir yer. Her köşesinden fırlayan tapınakların arasında yürürken, kendinizi film setinden bir parkta gibi hissediyorsunuz. Gözle gördüğünüz şeylerden çok, hissettikleriniz hafızanıza kazınıyor.
Bu serideki fotoğraflarımın hepsini orta format 6×6 bir kamerayla çektim ve siyah-beyaz film kullanarak bu büyülü atmosferi yakalamaya çalıştım. Özellikle yeşil ve turuncu filtrelerle farklı tonları öne çıkardım. Karanlık ve düşük kontrastlı resimler en beğendiklerim ve yansıtmaya çalıştığımı ortaya çıkaranlar oldu. Fotoğraf çekmek benim için bir tür günlük tutmak gibi. Angkor’un büyülü hissiyatını ve benim bunun karşısında hissettiğim şaşkınlığımı yakalamaya çalıştım.













